<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
	<channel>
		<title>Lemean</title>
		<link>http://lemean.at.ua/</link>
		<description></description>
		<lastBuildDate>Fri, 17 Sep 2010 17:30:26 GMT</lastBuildDate>
		<generator>uCoz Web-Service</generator>
		<atom:link href="https://lemean.at.ua/news/rss" rel="self" type="application/rss+xml" />
		
		<item>
			<title>Cam katı mıdır?</title>
			<description>&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://www.cadcamsektoru.com/data/media/88/cam.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;/span&gt;




&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p startcont=&quot;this&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;Cam neden kati madde degildir?&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;Burada da ayni açiklamaya veriyorum, belki biraz daha farkli kelimeler kullanarak. Camin hemen hemen bütün özellikleri kati gibi davrandigini gösteriyor. Peki neden bazilari cami sivi olarak düsünüyor? Önce bunu açiklamaya çalisalim.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;Akiskanlik açisindan sivilarin çok çesitli oldugunu hatirlayalim. Örnegin elimizde bir bardak içinde bir sivi olsun ve biz bu bardagi ters çevirerek siviyi bosaltmaya çalisalim. Degisik sivilar, degisik sürelerde bosalir. Örnegin su 1 saniye içinde tamamen bardagi terk eder. Bal veya gliserin ...</description>
			<content:encoded>&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://www.cadcamsektoru.com/data/media/88/cam.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;/span&gt;




&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p startcont=&quot;this&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;Cam neden kati madde degildir?&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;Burada da ayni açiklamaya veriyorum, belki biraz daha farkli kelimeler kullanarak. Camin hemen hemen bütün özellikleri kati gibi davrandigini gösteriyor. Peki neden bazilari cami sivi olarak düsünüyor? Önce bunu açiklamaya çalisalim.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;Akiskanlik açisindan sivilarin çok çesitli oldugunu hatirlayalim. Örnegin elimizde bir bardak içinde bir sivi olsun ve biz bu bardagi ters çevirerek siviyi bosaltmaya çalisalim. Degisik sivilar, degisik sürelerde bosalir. Örnegin su 1 saniye içinde tamamen bardagi terk eder. Bal veya gliserin gibi daha kivamli sivilar için bu süre daha uzundur. Diyelim 1 dakika. Sivilarin akiskanlik özelliklerini belirleyen viskoside (agdalilik) diye adlandirdigimiz nicel bir özellikleri var. Degisik sivilarda bu nicelik çok farkli degerler aliyor. Bunun alabilecegi degerlerin bir en yüksek veya en düsük degeri de yok (kuramsal olarak böyle bir sinirlama yok). Dolayisiyla, baldan çok daha fazla agdali sivilar da olabilir. Örnegin daha agdali bir sivi bardagi 1 ayda bosaltir, çok daha agdali olan baska biri 1 yilda vs. Peki, eger bir sivi bardagi çok çok daha uzun bir süre, diyelim 10 trilyon yil (evrenin yasinin 1000 kati) içinde bosaltiyorsa, o zaman bu siviya gerçekten �sivi� diyebilir miyiz? Burada süre o kadar uzun ki, bu maddenin gerçekten akmaya basladigini degil gözlerimizle, hassas deney aletleriyle bile algilamamiz imkansiz.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;Bu bilimsel bir soru olmaktan daha çok, kullandigimiz dille ilgili bir soru (veya felsefi bir soru). Aslinda bu maddenin bir sivi oldugunu bastan kabul ettik. Sivilar için kullandigimiz bir niceligi, viskositeyi, bu maddeyi tarif etmek için kullaniyoruz. Bunun bildigimiz sivilardan tek farki, sadece viskosite degerinin asiri derecede büyük olmasi. Büyük veya degil, böyle bir niceligin söz konusu olmasi ne kadar yavas olsa da akiskanlik anlamina geliyor, bu da o madde sividir demektir. Ama, pratik anlamda bakarsak, bardagin içine koydugumuz sey bizim zaman ölçeklerimize göre (1 yil, 10 yil veya 1000 yil içinde) fark edilebilir hiç bir akma belirtisi göstermiyorsa, o zaman bu seyin katilardan farkli oldugunu nasil iddia edebiliriz? Bazi bilim adamlari bu soruyu �pratik� anlamda cevaplamak için rasgele bir sinir koymuslar: Eger bir cisim 2 yil içinde herhangi bir akma belirtisi göstermiyorsa, o cisim pratik anlamda bir katidir. Buradaki �2 yil� süresi biraz rasgele bir sayi, ama bunun da savunulabilir bir yönü var. Iki yil, bir doktora ögrencisinin yapabilecegi en uzun deney süresi. Gerçi çok daha uzun süren deneyler de yapilmis geçmiste ama en azindan bir ögrencinin ögrenim süresi içinde yapabilecegi deney olarak 2 yil oldukça uzun bir süre. Cam, bu anlamda bir kati (yani pratik anlamda).&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;Peki, madem camin aktigini gözlemleyemiyoruz, o halde camin sivi oldugu iddiasi nereden kaynaklaniyor? Bu biraz camin yapilma süreciyle ilgili bir sey. Camin nasil yapildigi hakkinda baska kaynaklardan gerekli bilgileri alabilirsiniz. Ben burada sadece konumuz için gerekli olanlar üzerinde duracagim. Önce �asiri sogutma� dedigimiz bir olguyu açiklamaya çalisacagim. Asiri sogutma, bir siviyi donma noktasinin altindaki sicakliklara, herhangi bir donma belirtisi göstermeksizin sogutmaya deniyor. Örnegin saf su, bir atmosfer basinç altinda -10 dereceye kadar asiri sogutulabilir. Bu sartlar altinda suyun donma noktasi 0 derece. Ama bazi sartlar altinda, herhangi bir donma olmaksizin daha düsük sicakliklarda da su elde etmek mümkün. Böyle bir su oldukça kararsizdir. Örnegin, suyun içine bir kasik atarsaniz, su aniden donar. Dolayisiyla, asiri sogutma sartlarindan biri bu süreç içinde kabi fazla sallamamak. Bunun disinda da bazi baska sartlar var elbette.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;Asiri sogumanin nedeni su. Normalde bir sivinin, örnegin suyun, donmaya baslamasi için sivi içinde bir kati çekirdegi olusmasi gerekir. Sonra, sividaki moleküller tek tek kati çekirdek üzerine eklenerek bu kati kütleyi yavas yavas büyütürler. Yani, donma her yerde ayni anda olmaz. Bir veya bir kaç yerde baslar ve bu noktalarin çevresinde büyür. Asiri sogutmayi gerçeklestirmek için yapilabilecek iki sey var. (1) Çekirdek olusmasini engellemek. Bu bir çoklarina garip gelebilir ama donma noktasinin altinda bile, sivinin herhangi bir yerinde bir çekirdek olusmasi oldukça zor. Bunun nedeni yüzey gerilimi kuvvetiyle ilgili bir sey ama ikisi arasindaki iliskiyi burada açiklamak gereksiz. Ama, çekirdekler sivi içinde bir düzensizlik oldugu zaman çok rahat olusabiliyor. Bu düzensizlik sivi içinde bir toz parçasi olabilir (kati, toz parçasinin çevresinde büyümeye baslar) veya kabin duvarlarinda çizik gibi seyler. Suyu asiri sogutabilmek için kullandiginiz kabin temiz ve çiziksiz, suyun da yeteri kadar temiz olmasi gerekiyor. (2) Çekirdegin büyüme hizini azaltmak da donma hizini azaltir. Eger sivinin akiskanligi düsükse (yüksek agdalilik), o zaman sivi molekülleri oldukça yavas hareket ettiklerinden, bir çekirdek olussa bile bu oldukça yavas büyür. &lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;Camlar ikinci teknik kullanilarak olusturulmus asiri sogutulmus sivilardir. Camin yapiminda kullanilan karisim en basta normal sivi oldugu (donma noktasinin üzerinde) sicakliktadir. Sonra karisim hizla sogutulur (�hizla� derken bize göre degil de, donma hizina göre hizla demek istiyorum). Bu süreç içinde sivi içinde donmus çekirdekler olussa bile, büyüyecek zamanlari olmaz. Karisimi ne kadar sogutursaniz, viskosite (agdalilik) o kadar artar, dolayisiyla çekirdek büyüme hizi da o derece azalir. Cam, normal oda sicakligina geldiginde hala bu sivi özelliklerini korumaktadir ama akiskanligi o kadar düsmüstür ki, artik pratik olarak bunun bir sivi oldugu fark edilemez. Iste camin sivi oldugunu iddia edenlerin dayanak noktalari bu. Kisacasi, camin hala bir sivi oldugunu ve akmaya devam ettigini, sadece bizim bunu fark edemedigimizi söylerler.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;Son olarak atomik yapi. Iki farkli tür yapidan bahsedebiliriz. Bunlardan birincisi atomlarin yan yana düzgün olarak dizildikleri yapilar ki biz bu yapilara kristal diyoruz. Çevremizde gördügümüz neredeyse tüm katilar kristal yapidadir. Kristal yapinin bir katinin girebilecegi en düsük enerjili yapi oldugunu da söyleyebiliriz. Bunun disinda, atomlarin düzensiz olarak yerlestirildigi �kati� yapilara da amorf diyoruz. Camlar amorf yapida. Gerçi amorf yapilarda kisa erimli bir düzen vardir ama bunlar kristaller kadar düzenli degildir. Örnegin, düzensiz yapilasmis bir kent düsünün. Daha önce yapilan evlerin yakinlarina yeni yapilan binalar bunlara uygun yapilmistir ve dolayisiyla bir takim sokaklar olusmustur, ama tüm kent düsünüldügünde sokaklar rasgele yönlerdedir. Tamamen düzenli bir kentteyse, kentteki bütün sokaklar ya dogu-bati veya kuzey-güney dogrultusundadir. Neyse, enerji açisindan düsünüldügünde amorf bir yapi, atomlarinin yerini degistirerek kristal bir yapiya girme egilimindedir. Camda da bu kuskusuz dogru. Fakat, bir kaç atomun yerlerinden ayrilarak baska yerlere gitmelerinin önünde enerji açisinda yüksek engeller var. Eger bu engeller asilirsa, kristal yapinin büyümesi söz konusu. Kisacasi, yukarida anlattigim seyler hala geçerli. Asiri donmus bir sivi, hala kati çekirdeklerin (kristal) büyümesi devam ediyor ama bu süreç çok yavas isliyor. Önemli bir nokta bu sürecin kristallesmeyle (gerçek anlamiyla katilasma, donma) bitmesi. Fakat, bu süreç devam ederken makro ölçekte sekil degisikligi olmasi da mümkün (akma). Demek istedigim, cam bir sivi olsa bile, bal veya su gibi akip giden bir sivi degildir. Hareketin sonu her zaman donmadir.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;Son olarak, amorf yapida bile kati özelliklerinin gösterildigini belirtelim. Örnegin, esneklik. Bir pencere camini ortadan parmaginizla iterseniz, cam zorladiginiz yönde seklini degistirir. Fakat, parmaginiz çeker çekmez tekrar geri gelir. Hiç bir sivida görmediginiz bir özellik bu. Bunun anlami amorf yapidaki atomlarin deformasyon sirasinda ve parmak kalktiktan sonra birbirlerine göre konumlarini az çok korumalari. Bir sivida ise parmagimizi bastigimiz anda, atomlar büyük oranda yer degistirir, bazi atomlar komsularindan tamamen uzaklasir, yeni komsular kazanir vs. Parmagimizi çektikten sonra da, sivi bu yeni atomik yapiyi baslangiç alarak akmaya devam eder (esnek maddelerde oldugu gibi, ilk konuma dönemez).&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;Sonuç olarak, herkesin yaptigi gibi, son karari siz verin. Cam kati midir, sivi midir, yoksa kendine özgü bir madde midir, bu tamamen size kalmis. Ama pratik tanimlarin kullanisliligini da göz ardi etmeyin: Kafanizi bir cama çarparsaniz bu kuramsal tartismanin hiç bir önemi kalmaz.&lt;/span&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;







&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-6039442777728366&quot;;
/* anasayfa */
google_ad_slot = &quot;8122463628&quot;;
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//--&gt;
&lt;/script&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;
src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot;&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-6039442777728366&quot;;
/* anasayfa */
google_ad_slot = &quot;8122463628&quot;;
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//--&gt;
&lt;/script&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;
src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot;&gt;
&lt;/script&gt;</content:encoded>
			<link>https://lemean.at.ua/news/cam_kati_midir/2010-09-17-13</link>
			<dc:creator>sabri</dc:creator>
			<guid>https://lemean.at.ua/news/cam_kati_midir/2010-09-17-13</guid>
			<pubDate>Fri, 17 Sep 2010 17:30:26 GMT</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title>Olmayan bir şey isbat edilebilir mi? Mesela; zerrede hayat olmadığı isbat edilebilir mi?</title>
			<description>&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;strong&gt;Vehim:&lt;/strong&gt; Kelime olarak; müphem ve mânasız korku, belirsiz fikir ve düşünce anlamlarına geliyor. Aynı zamanda cüz&apos;i ve ince mânaların anlaşılmasına yarayan bir idrak kuvveti. Günümüzün tabiri ile; asılsız ve mesnetsiz kuruntu demektir. Akıl ve iradenin terbiyesine girmeyen ve insanı sürekli taciz eden bir duygudur. İnsan bu duygu sayesinde fikren ve manen teyakkuzda durur ve terakki eder. Bu duygunun esiri olmamak kaydı ile insana faydalıdır. Akıl ve kalp itminan bulsa da, bu vehim kuvveti kolay kolay teslim-i silah etmez. Ancak ilimde ve imanda yüksek makam sahibi zatlar bu duyguyu teslim-i silaha mecbur ediyorlar.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;strong&gt;Vacip:&lt;/strong&gt; Allah’ın varlığıdır ki, bu varlıkta değişme ve dönüşme olmaz. Her sıfat ve keyfiyet ezeli ve ebedidir. Burada imkan geçersizdir. Yani Allah şöyle iken şöyle olması acaba mümkün müdür demek, mümkün değildir. Burada vehim geçersizdir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;strong&gt;Mümteni:&lt;/strong&gt; Olması ezeli ve ebedi olarak imkans...</description>
			<content:encoded>&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;strong&gt;Vehim:&lt;/strong&gt; Kelime olarak; müphem ve mânasız korku, belirsiz fikir ve düşünce anlamlarına geliyor. Aynı zamanda cüz&apos;i ve ince mânaların anlaşılmasına yarayan bir idrak kuvveti. Günümüzün tabiri ile; asılsız ve mesnetsiz kuruntu demektir. Akıl ve iradenin terbiyesine girmeyen ve insanı sürekli taciz eden bir duygudur. İnsan bu duygu sayesinde fikren ve manen teyakkuzda durur ve terakki eder. Bu duygunun esiri olmamak kaydı ile insana faydalıdır. Akıl ve kalp itminan bulsa da, bu vehim kuvveti kolay kolay teslim-i silah etmez. Ancak ilimde ve imanda yüksek makam sahibi zatlar bu duyguyu teslim-i silaha mecbur ediyorlar.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;strong&gt;Vacip:&lt;/strong&gt; Allah’ın varlığıdır ki, bu varlıkta değişme ve dönüşme olmaz. Her sıfat ve keyfiyet ezeli ve ebedidir. Burada imkan geçersizdir. Yani Allah şöyle iken şöyle olması acaba mümkün müdür demek, mümkün değildir. Burada vehim geçersizdir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;strong&gt;Mümteni:&lt;/strong&gt; Olması ezeli ve ebedi olarak imkansız olan şeylerdir. İmkan burada da geçersizdir. Yani mümteni olan bir şey imkan dahilinde değildir. Bu sebeple akla gelebilecek bütün imkansızlar geçersizdir ve hükümsüzdür, düşünemeye değmez. Vehim bu şıkta geçersizdir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;strong&gt;Mümkün:&lt;/strong&gt; Olması imkan dahilinde olan şeylerdir ki; bunun alanı geniştir. Ama bunun da olduğuna dair akli ve somut deliller gerekiyor. Akli ve somut deliller olmadan, sırf olması imkan dahilinde diye bir şeyi olmuş gibi kabul etmek, ruhi bir hastalıktır.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Mesela; Karadeniz’in şu anda pekmez denizine dönüşmesi aklen mümkündür, yani imkan dahilindedir. İmkan dahilinde olması öyle olduğu anlamına gelmiyor. Şayet onun pekmeze dönüştüğüne dair kati ve akli deliller ve işaretler varsa, o zaman Karadeniz pekmez denizine dönüşmüştür diyebiliriz. Yoksa madem mümkündür, imkan dahilindedir deyip, onu delilsiz ve ispatsız pekmez kabul etmek mantıksız ve mesnetsiz bir vehim ve kuruntu olur ki, böylelerine ruhen hasta denilir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Her mümkünü vaki kabul etmiş olsa idik hayat çekilmez olurdu, ilim diye bir şey olmazdı. Mesela; babası gurbete gitmiş bir çocuk, &quot;babamın feci bir şekilde ölmesi mümkündür, öyle ise ağlayayım&quot; demesi, ne kadar hakikatsiz bir haldir. Halbuki babasının öldüğüne dair bir delil bir ispat bir emare yok, sadece imkan dahilinde diye ağlayıp sızlamak acaip bir divanelik olur.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;strong&gt;Özet olarak;&lt;/strong&gt; bir delil ve ispat ile sabit olmayan, imkan ve kuruntudan başka bir şey değildir; böyle kuruntuların üzerinde düşünüp ciddiye almak mantıksızlık ve vehhamlıktır. Zerrenin hayatlı olması, imkan dahilindedir; ama hayatlı olduğuna dair somut ve ilmi bir delil yoktur. Öyle ise zerrenin hayata olan imkanından hareketle, akla gelebilecek bütün ihtimal ve imkanların hepsi, vehim ve kuruntudan ibarettir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;strong&gt;Diğer bir husus;&lt;/strong&gt; faraza zerrenin hayatlı olması, İlah olduğu anlamına gelmez. O zaman her hayatlının İlah olması gerekirdi. &lt;strong&gt;Demek İlah olmak için hayat yeterli olmuyor, İlahlık bütün kemal sıfatları üstünde isteyen bir şeydir.&lt;/strong&gt; Kaldı ki bugün fen ilimleri atomun en ince parçacığını inceleyecek dereceye geldiği halde, herhangi bir hayat ve şuur izine rastlayamamıştır.&lt;/span&gt;&lt;br&gt;</content:encoded>
			<link>https://lemean.at.ua/news/olmayan_bir_sey_isbat_edilebilir_mi_mesela_zerrede_hayat_olmadigi_isbat_edilebilir_mi/2010-09-17-12</link>
			<dc:creator>sabri</dc:creator>
			<guid>https://lemean.at.ua/news/olmayan_bir_sey_isbat_edilebilir_mi_mesela_zerrede_hayat_olmadigi_isbat_edilebilir_mi/2010-09-17-12</guid>
			<pubDate>Fri, 17 Sep 2010 17:12:23 GMT</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title>Obama Hakkında Bilmediğiniz 50 Gerçek</title>
			<description>&lt;span style=&quot;font-size: 14pt&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;ABD’de 4 Kasım’da yapılan başkanlık seçimlerinden zaferle çıkan Amerika’nın ilk siyahi başkanı Barack Obama hakkında biliyoruz ki sürekli yeni bilgiler ediyorsunuz. Fakat onun hakkında hiç bilmediğiniz şeyler de var. İşte Obama hakkında kamuoyunun bilmediği 50 gerçek…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;img src=&quot;https://lemean.at.ua/obama.bmp&quot; alt=&quot;&quot; width=&quot;550&quot; height=&quot;400&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;





&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;
&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;






&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Örümcek Adam (Spider Man) ve Conan çizgiromanlarının koleksiyonunu yapıyor.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Lisede basketbol oynarken arkadaşlarının kendisine taktığı lakap ‘O’Bomber ‘, yani ‘Bombacı‘ymış.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 1...</description>
			<content:encoded>&lt;span style=&quot;font-size: 14pt&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;ABD’de 4 Kasım’da yapılan başkanlık seçimlerinden zaferle çıkan Amerika’nın ilk siyahi başkanı Barack Obama hakkında biliyoruz ki sürekli yeni bilgiler ediyorsunuz. Fakat onun hakkında hiç bilmediğiniz şeyler de var. İşte Obama hakkında kamuoyunun bilmediği 50 gerçek…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;img src=&quot;https://lemean.at.ua/obama.bmp&quot; alt=&quot;&quot; width=&quot;550&quot; height=&quot;400&quot;&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;





&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;
&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;






&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Örümcek Adam (Spider Man) ve Conan çizgiromanlarının koleksiyonunu yapıyor.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 14pt&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Lisede basketbol oynarken arkadaşlarının kendisine taktığı lakap ‘O’Bomber ‘, yani ‘Bombacı‘ymış.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Adı, Svahili dilinde ‘kutsanmış‘ anlamına geliyor.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• En sevdiği yemek, eşi Michelle’in yaptığı karides makarna.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Acılı yemekleri seviyor.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• En sevdiği içecek, böğürtlenli buzlu çay.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• En sevdiği atıştırmalık fıstıklı çikolata.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Babasıyla ilgili anılarını kaleme aldığı ‘Dreams from my father‘ (Babamın hayalleri) isimli kitabının sesli versiyonuyla 2006 yılında Grammy ödülünü aldı.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• 2. Dünya Savaşı sonrasında göreve gelen 6. solak başkan.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Harry Potter serisinin tüm kitaplarını okumuş.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Efsanevi boksör Muhammed Ali‘nin imzaladığı bir çift kırmızı boks eldiveni var.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Gençlik yıllarında bir dondurmacıda çalışmış, bu nedenle şimdi dondurmaya tahammül edemiyor.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Endonezya’da yaşarken köpek ve yılan eti ile kızarmış çekirge yemiş.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• İspanyolca biliyor.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Seçim kampanyası boyunca CNN izlemek yerine spor kanallarını takip etmiş.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Başkan olmadan sigarayı bırakacağına dair eşine söz vermiş, ancak şu ana kadar sözünü tutmamış.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Endonezya’dayken Tata isimli evcil bir maymunu varmış.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Egzersiz yaparken 100 kilogramlık ağırlık kaldırabiliyor.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Üniversiteye gidene kadar kendini tanıştığı kişilere ‘Barry‘ olarak tanıtıyordu.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• En sevdiği kitap Herman Melville‘in yazdığı Moby Dick.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• 1996 yılında İngiltere’de üvey kız kardeşinin nişanlısının düzenlediği bekarlığa veda partisine katılmış, ancak bir striptizcinin sahne alması üzerine partiyi terk etmiş.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Senato binasındaki masasında bir zamanlar Robert Kennedy çalışıyormuş.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Eşiyle birlikte geçen sene yaklaşık 4 milyon dolar kazandılar, bu paranın büyük miktarı ise Obama‘nın kitap satışlarından elde edildi.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• En sevdiği filmler Casablanca ve Guguk Kuşu.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Yanında sürekli, küçük bir Meryem Ana ile bir İsa biblosu ve iyi şans getirmesi için Irak’taki bir askerden aldığı bilekliği taşıyor.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Harvard’da okuduğu yıllarda öğrencilerin hazırladığı bir takvime poz vermek için başvuruda bulunmuş, ancak poz verecek kişileri seçen ve sadece kadınlardan oluşan komite tarafından reddedilmiş.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• En sevdiği müzisyenler arasında Miles Davis, Bob Dylan, Bach ve The Fugees var.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Eşi Michelle’i ilk buluşmalarında Spike Lee‘nin ‘Doğru Şeyi Yap‘ adlı filmine götürmüş.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Scrabble ve poker oynamayı seviyor.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Kahve içmiyor, alkolü de çok nadir tüketiyor.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Politikacı olmasaydı mimar olmayı istermiş.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Gençlik yıllarında marihuana ve kokain kullanmış.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• İki kızının hayali de Yale Üniversitesi’nde okumak. 10 yaşındaki kızı Malia aktris, 7 yaşındaki kızı Sasha ise müzisyen olmayı istiyor.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Gençler arasında moda olan düşük bel pantolonlardan nefret ediyor.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Okul döneminde aldığı öğrenim kredisini, ancak 4 yıl önce, kitabıyla ilgili sözleşmeyi imzaladıktan sonra ödeyebildi.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Chicago’daki evinde 4 adet şömine var.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Kızı Malia’nın vaftiz annesi, ünlü papaz ve siyah hakları savunucusu Jesse Jackson‘ın kızı Santita.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• En kötü alışkanlığının durmadan BlackBerry’sini kontrol etmek olduğunu söylüyor.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Apple Mac dizüstü bilgisayar kullanıyor.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Aşırı derecede benzin yakan Chrysler 300 SUV model arabasını bırakarak Ford Escape Hybrid kullanmaya başladı.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Hart Schaffner Marx markasının ortalama bin 500 dolar değerindeki takımlarını giyiyor.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Birbirinin aynısı olan 4 çift siyah ayakkabısı var.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Chicago’daki berberi Zarif‘e 21 dolar karşılığında her hafta saçlarını kestiriyor.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• En sevdiği televizyon dizileri Mash ve The Wire.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Gizli Servis tarafından konuşma ve yazışmalarda kullanılmak üzere kendisine verilen kod adı ‘Renegade‘ (Kaçak).&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Beyaz Saray’a basketbol sahası kurmayı planlıyor.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• En sevdiği sanatçı Pablo Picasso.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Endonezya’daki arkadaşlarının çoğunun ’sokak çocukları’ olduğunu söylüyor.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Masasında üstünde, Kenya’da yaşamın inceliğini sembolize eden, tahtadan yumurta tutan bir el biblosu var.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;• Babası Kenya hükümeti için çalışan üst düzey bir ekonomistti.&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt&quot;&gt;(GAZETEPORT DIŞ HABERLER)&lt;/span&gt;&lt;br&gt;</content:encoded>
			<link>https://lemean.at.ua/news/obama_hakkinda_bilmediginiz_50_gercek/2010-09-08-11</link>
			<dc:creator>sabri</dc:creator>
			<guid>https://lemean.at.ua/news/obama_hakkinda_bilmediginiz_50_gercek/2010-09-08-11</guid>
			<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 23:06:40 GMT</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title>BEYNİNİZİ KİMLER YÖNETİYOR?</title>
			<description>&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://lemean.at.ua/news/beyninizi_kimler_yonetiyor/2009-09-21-9&quot;&gt;&lt;u&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;https://lemean.at.ua/beyin.jpg&quot; width=&quot;464&quot; align=&quot;&quot; border=&quot;0px&quot; height=&quot;204&quot;&gt;&lt;/u&gt;




&lt;/a&gt;&lt;br&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yıllar önce bir devlet memuru olarak çalışırken o günkü 
 sistemin çalışmaya kredi veren bir yapıda olmadığını anlamıştım.
 &lt;b&gt;Ne kadar yetenekli ve çalışkan olduğunuzdan çok kimleri 
 tanıdığınızın daha önemli olduğunu keşfetmiştim.&lt;/b&gt; Kendi 
 kaynaklarımızın ve değerlerimizin nasıl ziyan edildiğine 
 şahit olmuştum.&lt;/p&gt;
 &lt;p&gt;Sistemin bir parçası olmak yerine sistemi düzeltmeye 
 gücünün olduğuna inanan genç bir adamdım. Çalışkandım, hırslıydım 
 ve herkes televizyon izlerken, eğlenirken ben kendi 
 kişisel gelişim ve eğitimime&amp;nbsp; yatırım yapıyordum. Sistemi düzeltmeye 
 kararlıydım. Politikaya atılıp bu düzeni değiştirenlerden 
 olacaktım. &lt;/p&gt;
 &lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;background-color: rgb(255, 255, 0);&quot;&gt;Derken o bozuk 
 istemin içinde dahi, çalışkansan ve dürüstsen senin için 
 ilahi bir ada...</description>
			<content:encoded>&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://lemean.at.ua/news/beyninizi_kimler_yonetiyor/2009-09-21-9&quot;&gt;&lt;u&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;https://lemean.at.ua/beyin.jpg&quot; width=&quot;464&quot; align=&quot;&quot; border=&quot;0px&quot; height=&quot;204&quot;&gt;&lt;/u&gt;




&lt;/a&gt;&lt;br&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yıllar önce bir devlet memuru olarak çalışırken o günkü 
 sistemin çalışmaya kredi veren bir yapıda olmadığını anlamıştım.
 &lt;b&gt;Ne kadar yetenekli ve çalışkan olduğunuzdan çok kimleri 
 tanıdığınızın daha önemli olduğunu keşfetmiştim.&lt;/b&gt; Kendi 
 kaynaklarımızın ve değerlerimizin nasıl ziyan edildiğine 
 şahit olmuştum.&lt;/p&gt;
 &lt;p&gt;Sistemin bir parçası olmak yerine sistemi düzeltmeye 
 gücünün olduğuna inanan genç bir adamdım. Çalışkandım, hırslıydım 
 ve herkes televizyon izlerken, eğlenirken ben kendi 
 kişisel gelişim ve eğitimime&amp;nbsp; yatırım yapıyordum. Sistemi düzeltmeye 
 kararlıydım. Politikaya atılıp bu düzeni değiştirenlerden 
 olacaktım. &lt;/p&gt;
 &lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;background-color: rgb(255, 255, 0);&quot;&gt;Derken o bozuk 
 istemin içinde dahi, çalışkansan ve dürüstsen senin için 
 ilahi bir adaletin geçerli olduğunu anladım.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; 
 Çeşitli burslar kazandım. A.B.D.’de ve İngiltere’de ekonomi 
 ve 
 liderlik konularında eğitim gördüm. Teknik bir adamdım. 
 Sistemi düzeltmeye talipsem ekenomiden anlamam ve liderliğin 
 püf noktalarını çözmem gerektiğine inanıyordum. Toplum karşısında 
 konuşma ve hitabet dersleri aldım. &lt;font color=&quot;#ff0000&quot;&gt;
 &lt;b&gt;A.B.D’nin dünyayı yönetmek için gelecek 50 – 100 yılın 
 planlarını yaptığını anladım.&lt;/b&gt;&lt;/font&gt; Ülkemize ve dünyaya 
 dışarıdan bakmanın farkını yaşadım. Beyaz Sarayı dışarıdan 
 izleyen değil, o dönemin A.B.D. başkanı baba George Bush’un 
 davetlisi olarak (ABD hükümetinden burs olan öğrenciler 
 olarak) içini görenlerden oldum.&lt;/p&gt;
 &lt;p&gt;&lt;b&gt;Bütün bu eğitimleri aldıktan ve biraz olgunlaştıktan 
 sonra sistemi politikaya atılarak değiştirmenin tek başına 
 mümkün olmadığını, bunun bir ekip işi olduğunu ve boşuna 
 çalıştığımı anladım.&lt;/b&gt; Şüphesiz politika sistemin düzeltilmesi 
 için daha etkili ve güçlü bir yol. Ancak sistemi politikayla 
 düzeltmek yerine daha yavaş giden, ama çok daha etkili bir 
 yöntemin olduğunu da keşfetmiştim. &lt;font color=&quot;#ffffff&quot;&gt;
 &lt;span style=&quot;font-weight: 700; background-color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;
 Değişimin yolu eğitimden geçiyordu.&lt;/span&gt;&lt;/font&gt; Dünyayı 
 ve ülkeyi değiştiremesem de, bireylerin gelişmesine katkıda 
 bulunabilirdim. İnsanların hızlı, kolay ve kalıcı öğrenmeleri 
 için gerekli olan tekniklere yoğunlaştım. Özet olarak hedefim 
 insanların beyinlerini eğiterek onları daha hızlı düşünen, 
 daha hızlı öğrenen, daha zeki ve daha başarılı olan bireyler 
 haline getirmek.&lt;/p&gt;
 &lt;p&gt;Konu eğitim, kişisel gelişim ve öğrenme olunca, bunun 
 önünde de çok önemli engeller olduğunu yaşadım ve gördüm.
 &lt;b&gt;Toplum içindeki büyük bir kitle farkında olmadan magazinsel 
 haberlerle, eğlenceyle vb. faaliyetlerle oradan oraya sürükleniyor. 
 Kendi istediklerini değil, farkında olmadan kendilerine 
 empoze edileni yapıyor ve düşünüyorlar, zamanı boşa harcıyorlar.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
 &lt;p&gt;
 &lt;span style=&quot;font-weight: 700; background-color: rgb(255, 255, 0);&quot;&gt;
 Kısacası, bugün amacım herkesi bir kez daha düşündürmek 
 ve insanların geleceklerini yönetmeleri için kendi beyinlerini 
 kendilerinin yönetmeleri gerektiğini anlamalarını sağlamak.&lt;/span&gt; 
 Bu amaçla size aşağıda izlemeniz için 13 dakikalık çok önemli 
 bir film gönderiyorum. &lt;b&gt;Filmin başlığı;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
 &lt;p&gt;&lt;b&gt;BEYNİNİZİ KİMLER YÖNETİYOR?&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
 &lt;p&gt;&lt;font color=&quot;#ff0000&quot;&gt;&lt;b&gt;Bu filmi mutlaka izlemelisiniz 
 !!!&lt;/b&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;
 &lt;p&gt;İyi seyirler...






&lt;object width=&quot;480&quot; height=&quot;360&quot;&gt;&lt;param name=&quot;movie&quot; value=&quot;http://www.dailymotion.com/swf/video/xa5szl?additionalInfos=0&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowFullScreen&quot; value=&quot;true&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowScriptAccess&quot; value=&quot;always&quot;&gt;&lt;embed type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; src=&quot;http://www.dailymotion.com/swf/video/xa5szl?additionalInfos=0&quot; width=&quot;480&quot; height=&quot;360&quot; allowfullscreen=&quot;true&quot; allowscriptaccess=&quot;always&quot;&gt;&lt;/object&gt;&lt;br&gt;









 
 &lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;zemin_Sari_sade&quot; align=&quot;center&quot;&gt;Yoğunluk nedeniyle 
 yukarıdaki filmi izliyemiyorsanız lütfen
 &lt;a href=&quot;http://kisiselgelisim.org/kisiselgelisim.asp&quot;&gt;buraya tıklayın.&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Unutmayın, siz magazin haberleri izlerken, eğlenirken, 
 zamanı boşa harcarken, birileri dünyada sizi ve beyinlerinizi 
 yönetmek için planlar yapıyor. Dünya ve geleceğiniz hızla 
 yeni baştan şekilleniyor. &lt;/p&gt;
 &lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#ff0000&quot;&gt;Eğer geleceğinizi kendiniz şekillendirmek 
 istiyorsanız size tavsiyem;&lt;/font&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
 &lt;p&gt;&lt;b&gt;Dünyayı takip edebilmek için İngilizce’yi iyi öğrenin, 
 kişisel gelişim ve eğitiminize önem verin.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
 &lt;p&gt;Başarı dileklerimle...&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
 Melik Duyar&lt;br&gt;
 Dünya Hafıza Şampiyonu&lt;br&gt;
 Dünya Hafıza Olimpiyatları Başkanı&lt;br&gt;
 &amp;copy; 2009 – Melik Duyar – Mega Hafıza Ltd.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;http://kisiselgelisim.org/ adresinden alıntıdır...&lt;br&gt;&lt;/p&gt;








&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-6039442777728366&quot;;
/* 468x60, oluşturulma 06.09.2010 */
google_ad_slot = &quot;0806570120&quot;;
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//--&gt;
&lt;/script&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;
src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot;&gt;
&lt;/script&gt;</content:encoded>
			<link>https://lemean.at.ua/news/beyninizi_kimler_yonetiyor/2009-09-21-9</link>
			<dc:creator>sabri</dc:creator>
			<guid>https://lemean.at.ua/news/beyninizi_kimler_yonetiyor/2009-09-21-9</guid>
			<pubDate>Mon, 21 Sep 2009 15:04:59 GMT</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title>HÂLA YOUTUBE.COM &apos;A GİREMİYORMUSUNUZ? %100 GİRİŞ &gt;&gt;&gt;</title>
			<description>&lt;div align=&quot;left&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 8pt; color: rgb(255, 69, 0);&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;br&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align=&quot;left&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 8pt; color: rgb(255, 69, 0);&quot;&gt;&lt;strong&gt;   &lt;img style=&quot;width: 125px; height: 104px;&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;https://lemean.at.ua/youtube-yasaklama.jpg&quot; width=&quot;113&quot; align=&quot;absMiddle&quot; border=&quot;0&quot; height=&quot;80&quot;&gt;         &lt;span style=&quot;font-size: 10pt; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;YOUTUBE.COM A KESİN GİRİŞ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt; color: rgb(255, 0, 0); font-family: Verdana;&quot;&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;








&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin: 0cm 0cm 0pt;&quot; align=&quot;left&quot;&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt; color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana;&quot;&gt;1.) Denetim masası --&amp;gt; Ağ Bantılarına Tıklanır&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt; color: rgb(88, 88, 88); font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin: 0cm 0cm 0pt;&quot; align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;https://lemean.at.ua/clip_image001.jpg&quot; border=&quot;0&quot;...</description>
			<content:encoded>&lt;div align=&quot;left&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 8pt; color: rgb(255, 69, 0);&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;br&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align=&quot;left&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 8pt; color: rgb(255, 69, 0);&quot;&gt;&lt;strong&gt;   &lt;img style=&quot;width: 125px; height: 104px;&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;https://lemean.at.ua/youtube-yasaklama.jpg&quot; width=&quot;113&quot; align=&quot;absMiddle&quot; border=&quot;0&quot; height=&quot;80&quot;&gt;         &lt;span style=&quot;font-size: 10pt; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;YOUTUBE.COM A KESİN GİRİŞ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt; color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt; color: rgb(255, 0, 0); font-family: Verdana;&quot;&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;








&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin: 0cm 0cm 0pt;&quot; align=&quot;left&quot;&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt; color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana;&quot;&gt;1.) Denetim masası --&amp;gt; Ağ Bantılarına Tıklanır&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt; color: rgb(88, 88, 88); font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin: 0cm 0cm 0pt;&quot; align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;https://lemean.at.ua/clip_image001.jpg&quot; border=&quot;0&quot;&gt;&lt;/p&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin: 0cm 0cm 0pt;&quot; align=&quot;left&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt; color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana;&quot;&gt;2.)Yerel Ağ Bağlantılarında Sağ tuşla özelliklere girililr.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt; color: rgb(88, 88, 88); font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin: 0cm 0cm 0pt;&quot; align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;https://lemean.at.ua/clip_image002.jpg&quot; border=&quot;0&quot;&gt;&lt;/p&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin: 0cm 0cm 0pt;&quot; align=&quot;left&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt; color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana;&quot;&gt;3.)internet iletişim kuralları (TCP/IP) kısmı işaretlenip özellikleri butonuna giriyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt; color: rgb(88, 88, 88); font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin: 0cm 0cm 0pt;&quot; align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;https://lemean.at.ua/clip_image003.jpg&quot; border=&quot;0&quot;&gt;&lt;/p&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin: 0cm 0cm 0pt;&quot; align=&quot;left&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt; color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana;&quot;&gt;4.) Dns sunucularına sırasıyla ilk kutuya: 208.67.222.222 İkinci kutuya: 208.67.220.220 rakamları yazılır.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt; color: rgb(88, 88, 88); font-family: Verdana;&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin: 0cm 0cm 0pt;&quot; align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;https://lemean.at.ua/clip_image004.jpg&quot; border=&quot;0&quot;&gt;&lt;/p&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin: 0cm 0cm 0pt;&quot; align=&quot;left&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt; color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana;&quot;&gt;5.) Tamam a tıklayıp internet explorer ımız açıksa kapatıp yeniden başlatıyoruz...&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;İşte Tamam...&lt;/strong&gt;&lt;br&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 12pt; color: rgb(0, 0, 0); font-family: Times New Roman;&quot;&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;




&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-6039442777728366&quot;;
/* anasayfa */
google_ad_slot = &quot;8122463628&quot;;
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//--&gt;
&lt;/script&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;
src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot;&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-6039442777728366&quot;;
/* anasayfa */
google_ad_slot = &quot;8122463628&quot;;
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//--&gt;
&lt;/script&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;
src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot;&gt;
&lt;/script&gt;





&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-6039442777728366&quot;;
/* 728x15, oluşturulma 06.09.2010 */
google_ad_slot = &quot;1029451842&quot;;
google_ad_width = 728;
google_ad_height = 15;
//--&gt;
&lt;/script&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;
src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot;&gt;
&lt;/script&gt;</content:encoded>
			<link>https://lemean.at.ua/news/youtubea_sikintisiz_giris/2009-09-03-8</link>
			<dc:creator>sabri</dc:creator>
			<guid>https://lemean.at.ua/news/youtubea_sikintisiz_giris/2009-09-03-8</guid>
			<pubDate>Thu, 03 Sep 2009 14:23:49 GMT</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title>MADDE NEDİR? ONU NASIL ANLAMAMIZ VE DEĞERLENDİRMEMEİZ GEREKİR?</title>
			<description>&lt;div id=&quot;icerik&quot; class=&quot;content content_14&quot; style=&quot;padding: 10px;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;https://lemean.at.ua/art.gif&quot; align=&quot;&quot; border=&quot;0px&quot;&gt;Maddenin
en yaygın tarifi; &quot;uzayda yer kaplayan, bölünüp parçalanabilen,
tartılabilen ve duyu organlarıyla idrak edilebilen şeyler”,
şeklindedir. Madde hakkında asrımızın fizik alimlerinin yaptıkları bir
başka tarif de şöyledir: &quot;Madde, enerjinin kesifleşmiş şeklidir.” &lt;br&gt;&lt;br&gt;Eskiden,
bir kısım insanlar putlara taparlardı. Şimdi ise putların maddesine
tapıyorlar. Bu yeni putperestlere materyalist deniliyor. Ama arada
önemli bir fark var: Puta tapanlar onu İlâh biliyor ve ona karşı kendi
akıllarınca, yahut dedelerine uyarak bir takım mükellefiyetler ihdas
ediyor ve onları yerine getirmeye hassasiyetle çalışıyorlardı.
Maddecilerde, materyalistlerde ise maddeye tapma, sorumluluktan kaçmaya
dayanıyor. Çünkü maddeye karşı hiçbir sorumluluk altına girmiş
olmuyorlar. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Çok iyi biliyorlar ki, madde bize hizmet ediyor.
Bedenimiz ruhumuzun emrinde. Ve madde ancak bedenimiz i...</description>
			<content:encoded>&lt;div id=&quot;icerik&quot; class=&quot;content content_14&quot; style=&quot;padding: 10px;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;https://lemean.at.ua/art.gif&quot; align=&quot;&quot; border=&quot;0px&quot;&gt;Maddenin
en yaygın tarifi; &quot;uzayda yer kaplayan, bölünüp parçalanabilen,
tartılabilen ve duyu organlarıyla idrak edilebilen şeyler”,
şeklindedir. Madde hakkında asrımızın fizik alimlerinin yaptıkları bir
başka tarif de şöyledir: &quot;Madde, enerjinin kesifleşmiş şeklidir.” &lt;br&gt;&lt;br&gt;Eskiden,
bir kısım insanlar putlara taparlardı. Şimdi ise putların maddesine
tapıyorlar. Bu yeni putperestlere materyalist deniliyor. Ama arada
önemli bir fark var: Puta tapanlar onu İlâh biliyor ve ona karşı kendi
akıllarınca, yahut dedelerine uyarak bir takım mükellefiyetler ihdas
ediyor ve onları yerine getirmeye hassasiyetle çalışıyorlardı.
Maddecilerde, materyalistlerde ise maddeye tapma, sorumluluktan kaçmaya
dayanıyor. Çünkü maddeye karşı hiçbir sorumluluk altına girmiş
olmuyorlar. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Çok iyi biliyorlar ki, madde bize hizmet ediyor.
Bedenimiz ruhumuzun emrinde. Ve madde ancak bedenimiz için söz konusu.
Ruhun maddeye tapması, bir insanın kendi evine tapması gibi bir şey.
Böyle bir saçmalığı vicdanları kabul etmediğinden inançsız ve sorumsuz
yaşama yolunu tutuyorlar. Bu yol ise nefsin hoşuna gidiyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Nur
Külliyatında maddenin özellikleri sıralanır ve her biri için güzel
açıklamalar yapılarak, dikkatler maddenin yaratıcısına çevrilir.
Bunlardan birisinde şöyle buyrulur: &lt;br&gt;&lt;br&gt;&quot;Bilmüşahede madde, mahdum
değil ki her şey ona irca’ edilsin. Belki hâdimdir, bir hakikatın
tekemmülüne hizmet eder. O hakikat, hayattır. O hakikatın esası da
ruhtur.” Sözler &lt;br&gt;&lt;br&gt;Maddenin hayata hizmet ettiğinden kimsenin
şüphesi yok. Kendi hayatımızda bunun nice misâllerini görüyor,
görmekten öte bizzat yaşıyoruz. En basitinden, ellerimiz kalemi
tutuyorsa, ruhumuzun isteğine uyarak tutuyor. Ruh ve ondaki hayat
sıfatı &quot;efendi” makamında, madde ise &quot;hizmetçi”. Yani mahdum olan,
kendisine hizmet edilen hayattır, ruhtur. Hadim, yani hizmet eden ise
beden. O halde ruh ve ona bağlı bütün fonksiyonlar bu hizmetçiye
verilemez ve onunla izah edilemez. Aksi halde, her biri diğerinden
saçma, bir çok batıl fikirleri kabul etmemiz gerekir. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Namaza
giden bir insan düşününüz. Namazın İlâhî bir emir olduğunu ve bu emre
uyulması gerektiğini bilen ruhtur. Ve ayaklar, ruhun emrine uyarak,
caminin yolunu tutar. Aksi olsa, iman ve marifeti, ibadet etme şuurunu
bedene vermek, ondan bilmek gerekir. Yani, &quot;Beden iman etmiştir, beden
camiye gitmek istemiştir, beden namaz kılmış, dua etmiş ve niyazda
bulunmuştur.” gibi nice akıl dışı iddiaları kabul etmek gerekir. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bedenimiz
kâinatın maddesinden bir özet, ruhumuz ise ondaki her çeşit hayata bir
misâl. Bu kâinat, mesela, bir meyve ağacının imdadına koşturuluyorsa,
bunu madde ile izah etmeye kalkıştığımızda, &quot;rızk” mânâsını, &quot;açlık”
mânâsını, &quot;rahmet” ve &quot;merhamet” mânâlarını kâinatın maddesine vermemiz
gerekecektir. Buna ihtimal vermeyen salim ve müstakim akıllar, bu madde
âlemini hayata hizmet ettiren Allah’ı tanır ve bütün bu işleri Onun
rahmetinden, ihsanından, kereminden bilirler. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Böylece
hizmetçiye, hizmeti kadar değer verir ve nazarlarını Onu hizmet
ettirene çevirirler. Şükürlerini Ona verirler, ibadetlerini Ona
yaparlar. Gerçeği bu şekilde tespit etmeyen ve doğruyu bulamayan
insanlar, her şeyi madde ile açıklamaya kalkışır, hayatı, ruhu, his
âlemini ve duyguları madde ile açıklamak için hayli zorlanırlar.
Görmeyen maddeye göz takmaya çalışırlar. İşitmelerini madde ile
açıklamak için maddeye kulak takarlar. Sevgilerini, endişelerini,
meraklarını, şefkatlerini, korkularını ve daha nice hislerini maddeye
vermekle mahiyet itibariyle eşsiz bir komedi, ama insanlık adına
korkunç bir trajedi sergilerler. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bunların hâli Nur Külliyatında şöyle nazara verilir: &lt;br&gt;&lt;br&gt;&quot;Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir, göz ise maneviyatta kördür.” ( Mektubat )&lt;br&gt;&lt;br&gt;Aklı
başında her insan kabul eder ki, ilim eserden öncedir. Sanatkârlık da
sanat eserinden önce. Bir cümle, önce zihinde şekillenir de sonra
kâğıda dökülür. O cümleyi okuyan her insan hemen anlar ki, bu cümle,
yazılmadan önce birinin ilminde şekillenmişti ve onun irade ve
kudretiyle bu kâğıda döküldü. Bunu anlayabilecek kadar bir akla sahip
olan herkes, şu kâinat kitabındaki bütün yazıların, İlâhî ilimde
şekillendiğini ve İlâhî kudretle yaratıldığını, yazıldığını hemen
anlar. İşte bu yazma sırasında madde istimal edilir. Yoksa, madde o
yazıdaki mânâları önceden bilemez ki, ona göre şekil alsın ve cümleler
öylece vücut bulsunlar. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bir irfan ehli şöyle diyor:&quot;Madem ki
madde enerjiye dönüşüyor, ‘her şey aslına rücu eder’ kaidesince
maddenin aslının da enerji olduğunu söyleyebiliriz.” &lt;br&gt;&lt;br&gt;Günümüzde
fizik ilmi bu gerçeği keşfetmiş bulunuyor:&quot;Madde, uzayda (mekanda) yer
tutan; eni, boyu ve yüksekliği olan, zaman boyutuna bağlı ve
tartılabilen şeye denir. Bir cismin ihtiva ettiği madde miktarına kütle
denir. Bir cismin kütlesi yerde 1 kg. ise, Ayda ve gezegenlerde de yine
1 kg. dır. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Maddeyi enerji, enerjiyi de kuantlar oluşturur.
Madde, çok yoğun enerji, enerji de çok seyrek (seyreltilmiş) maddedir.
Madde ve enerjinin temel yapısı, kuantla tanımlanır. Kuant enerjinin en
küçük miktarı, yani en küçük enerji birimidir. Kuantın sözlük anlamı
da, miktar, birim, sayım demektir. Buradan hareketle, maddenin
enerjiye, enerjinin de maddeye dönüşebileceğini söyleyebiliriz. Ve
kuantlar için, ‘maddenin temeli olan enerji birimleri’ diyebiliriz. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Işık,
ışınlardan oluşur. Bu ışınlar da tespih taneleri gibi ardada dizilen
fotonlardan (kuantlardan) meydana gelir. Yani, ışığın en küçük enerji
birimi, fotondur. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Madde, enerjiye dönüştüğünde elde edilen bu
enerjiyle çok büyük işler başarılabilir. Meselâ, beş harfli bir tek
kelimeyi yazmak için kullanılan mürekkep enerjiye çevrilebilse, bu
enerji ile on tonluk bir yükü bir kilometre havaya fırlatmak mümkün
olabilecektir. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Enerji ortadan kalkarsa madde ortaya çıkar.
Madde yok edildiğinde ise enerji meydana gelir. Nükleer fizikte verilen
reaksiyonlarda şunu görebiliriz: Birbirinin antimaddeleri olan bir
elektronla (madde) bir pozitron (madde) bir araya getirildiğinde, çok
kısa bir süre içinde, bunlar birbirinin etrafında dönerek pozitranyum
atomunu (madde) kurarlar. Fakat, saniyenin on milyonda biri kadar olan
bu kısa sürenin sonunda, her ikisi de madde âleminden çıkar ve
yerlerini enerjiye terk ederler.” &lt;br&gt;&lt;br&gt;Biz bu enerjiyi İlâhî
kudretin bir tecellisi biliyor ve bu âlemdeki her şeyin sadece sonsuz
bir kudretle değil, yine sonsuz bir ilimle, mutlak bir iradeyle vücut
bulduğuna inanıyoruz. &lt;br&gt;&lt;/div&gt;
 &lt;br&gt;
 &lt;font color=&quot;#999999&quot;&gt;Okunma Sayısı : 15874 &lt;/font&gt;&lt;br&gt;
 &lt;div align=&quot;right&quot;&gt;&lt;i&gt;
 &lt;a href=&quot;http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=author_detailes&amp;amp;id=8&quot; title=&quot;Yazar hakkında bilgi almak ve diğer yazılarını görmek için tıklayın.&quot;&gt;Alaaddin Başar (Prof.Dr.)&lt;/a&gt;
 &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;






&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-6039442777728366&quot;;
/* anasayfa */
google_ad_slot = &quot;8122463628&quot;;
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//--&gt;
&lt;/script&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;
src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot;&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-6039442777728366&quot;;
/* anasayfa */
google_ad_slot = &quot;8122463628&quot;;
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//--&gt;
&lt;/script&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;
src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot;&gt;
&lt;/script&gt;





&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-6039442777728366&quot;;
/* 728x15, oluşturulma 06.09.2010 */
google_ad_slot = &quot;1029451842&quot;;
google_ad_width = 728;
google_ad_height = 15;
//--&gt;
&lt;/script&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;
src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot;&gt;
&lt;/script&gt;</content:encoded>
			<link>https://lemean.at.ua/news/2009-07-29-7</link>
			<dc:creator>sabri</dc:creator>
			<guid>https://lemean.at.ua/news/2009-07-29-7</guid>
			<pubDate>Wed, 29 Jul 2009 10:12:21 GMT</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title>HAYAT AĞACININ HAZAN MEVSİMİ!</title>
			<description>&lt;div id=&quot;yaziyeri&quot; class=&quot;yazimetni content_14&quot; style=&quot;padding: 10px; text-align: justify;&quot;&gt;İhtiyarlık,
dünya hayatından ahiret hayatına geçmenin, dünyalılardan sıyrılıp
nurani varlılara yakınlaşmanın, hatalardan kurtulup tecrübelerle
bezenmenin, masivadan soğuyup Rahmana yönelmenin işaretlerini taşıyan
bir sonun ve bir başlangıcın en görkemli anıdır. Bir meyvenin ağaçta
piştiği halde, ondan asıl istifade etmenin koparıldıktan sonra olduğu
bir vakıadır. Aynı şekilde bir insan da gençlikte pişer, ama asıl
tecrübe meyvesinden yaşlılıkta istifade eder. Görünüm itibariyle
ihtiyarlık, hazan mevsimi gibi yaprak yaprak dökülüşün, çiçek çiçek
soluşun işareti, hakikat itibariyle ise haşmetli bir varoluşun ve
dirilişin göstergesidir. &lt;br&gt;&lt;br&gt;İhtiyarlık ile yaşlılık terimlerinin
birbirini tam olarak karşılayamadığı kanaatindeyiz. Çünkü yaşlılık
sadece yaşlanma ve ölümü beklemeyi ihtar ederken, ihtiyarlık ise
tecrübe, şuurlanma, ibadette ciddiyet, ahirete hazırlık manalarını
içermektedir. Hadis-i ...</description>
			<content:encoded>&lt;div id=&quot;yaziyeri&quot; class=&quot;yazimetni content_14&quot; style=&quot;padding: 10px; text-align: justify;&quot;&gt;İhtiyarlık,
dünya hayatından ahiret hayatına geçmenin, dünyalılardan sıyrılıp
nurani varlılara yakınlaşmanın, hatalardan kurtulup tecrübelerle
bezenmenin, masivadan soğuyup Rahmana yönelmenin işaretlerini taşıyan
bir sonun ve bir başlangıcın en görkemli anıdır. Bir meyvenin ağaçta
piştiği halde, ondan asıl istifade etmenin koparıldıktan sonra olduğu
bir vakıadır. Aynı şekilde bir insan da gençlikte pişer, ama asıl
tecrübe meyvesinden yaşlılıkta istifade eder. Görünüm itibariyle
ihtiyarlık, hazan mevsimi gibi yaprak yaprak dökülüşün, çiçek çiçek
soluşun işareti, hakikat itibariyle ise haşmetli bir varoluşun ve
dirilişin göstergesidir. &lt;br&gt;&lt;br&gt;İhtiyarlık ile yaşlılık terimlerinin
birbirini tam olarak karşılayamadığı kanaatindeyiz. Çünkü yaşlılık
sadece yaşlanma ve ölümü beklemeyi ihtar ederken, ihtiyarlık ise
tecrübe, şuurlanma, ibadette ciddiyet, ahirete hazırlık manalarını
içermektedir. Hadis-i Şerifte &lt;b&gt;&quot; aile içerisinde ihtiyarların hali, ümmeti içerisinde Nebiler gibidir” &lt;/b&gt;buyurulmakla,
ihtiyarların aile efradına doğruyu, hakkı, istikameti ve tüm güzel
duyguları bildiren kudsi bir rehber konumunda olduğu hatırlatılmaktadır.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bu bakımdan, başına beyaz kıllar düşen iki ayrı insanın iki ayrı his dünyası vardır: &lt;br&gt;&lt;b&gt;1-&lt;/b&gt;
Mü&apos;min ve dünyayı misafirhaneden ibaret bilen insanlar için beyaz
kıllar, ikaz edici ve ölüme ciddi hazırlanmanın gerekliliğini ihtar
eden beyaz bir nur ve şaşırtmaz bir rehberdir. Ayrıca saçların
beyazlaması, zindandan çıkma vaktini ısrarla bekleyenlere zindan
kapısının aralanıp dışarıda bulunan nurların en evvel tepesinde
belirmesi gibi, dünya zindanında bulunan ihtiyarların başlarında da
ebedi saadet nurlarının parlamasıyla, bu zindandan çıkacağının
müjdelerini taşıyan bir dost ışığı gibidir.&lt;br&gt; &lt;br&gt;Allah&apos;ın dostu
lakabıyla meşhur ve en büyük peygamberlerden sayılan Hazret-i İbrahim (
a.s ) başındaki beyaz kılların Melekler katında hürmet, ciddiyet,
değerlilik ve olgunluk nişanı olduğunu öğrendiği zaman &lt;b&gt;&quot;Allah&apos;ım vakarımı arttır”&lt;/b&gt; niyazında bulunmuştur.&lt;br&gt; &lt;br&gt;&lt;b&gt;2- &lt;/b&gt;Dalalet
ve Gaflet ehli için beyaz kıllar, kezzap gibi yakıcı ve acı bir görünüm
arz etmektedir. Çünkü her beyaz kıl, bu gibi insanlara sevgilileri olan
dünyadan gideceklerini ve azap yurduna doğru bir adım daha
yaklaştıklarını alaylı bir şekilde fısıldamaktadır. Bu nedenle bazı
kişiler için başında beyaz kıl görmek, en tehlikeli düşmanını en
yakınında fark etmek gibi korkutucu bir haldir. &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;İhtiyarların bir cemiyet içerisinde, üç temel faydaları vardır:&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;/b&gt;1-&lt;b&gt;Bereket direği olmaları:&lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bediüzzaman
Said Nursi hazretleri, İhtiyarlaşmış ve kendi kuvvetiyle maişetini
tedarik edemeyen insanların yüzünden, hem kendilerine ve hem de
çevrelerine ilahi bereketin bol bol indiğini şu çarpıcı tespitlerle
ortaya koymaktadır: &lt;b&gt;&quot;Evet kâinatın şehadetiyle, nihayet derecede
Rahman, Rahîm ve Latif ve Kerim olan Rabbimiz, çocukları dünyaya
gönderdiği vakit, arkalarından rızıklarını gayet latif bir surette
gönderip ve memeler musluğundan ağızlarına akıttığı gibi; çocuk hükmüne
gelen ve çocuklardan daha ziyade merhamete lâyık ve şefkate muhtaç olan
ihtiyarların rızıklarını dahi, bereket suretinde gönderir. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Onların iaşelerini, tamahkar ve cimri insanlara yükletmez. &lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;&quot;Allah&apos;tır
gerçek rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan” ( Zariyat Suresi, 58 )
ve &quot; Rızkını taşıyamayan nice canlılar vardır. Sizi de onları da
rızıklandıran Allah&apos;tır” (Ankebut suresi,60 ) âyetlerinin ifade
ettikleri hakikatı, çeşitli özellikteki tüm canlılar lisan-ı hal ile
bağırıp, o gerçeği söylüyorlar. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Hattâ değil yalnız ihtiyar
akraba, belki insanlara arkadaş verilen ve rızıkları insanların
rızıkları içinde gönderilen kedi gibi bazı mahlukların rızıkları dahi,
bereket suretinde geliyor. Bunu ispat eden ve kendim gördüğüm bir
misal: Benim yakın dostlarım bilirler ki; iki - üç sene evvel hergün
yarım ekmek, - o köyün ekmeği küçük idi - belirli bir tayinim vardı ki,
çok defa bana kâfi gelmiyordu. Sonra dört kedi bana misafir geldiler. O
aynı tayinim hem bana, hem onlara kâfi geldi. Çok kere de fazla kalırdı.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ey
insan! Madem canavar suretinde bir hayvan, insanların hanesine misafir
geldiği vakit berekete sebep oluyor; öyle ise mahlukatın en mükerremi
olan insan ve insanların en mükemmeli olan ehl-i iman ve ehl-i imanın
en ziyade hürmet ve merhamete layık olan hasta ihtiyarlar ve alîl
ihtiyarların içinde şefkat ve hizmet ve muhabbete en ziyade lâyık ve
müstahak bulunan akrabalar ve akrabaların içinde dahi en hakikî dost ve
en sadık sevgili olan peder ve vâlide, ihtiyarlık halinde bir hanede
bulunsa, ne derece vesile-i bereket olduklarını sen kıyas eyle. &lt;/b&gt;( Mektubat, s: 262)&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;2-Rahmet-i İlahiye&apos;ye vasıta olmaları:&lt;/b&gt;&lt;br&gt;Cenab-ı
Hakkın engin ve zengin rahmeti kainatın tamamını kuşatmıştır. Özellikle
bu latif rahmet, rahmete daha layık ve müstahak olanlara, daha kolay ve
çabuk ulaşır. Rahmete mazhar olanların başında ise yavrular, acizler,
garipler ve masumlar gelmektedir. İşte yavrular hükmüne geçmiş, kendi
ihtiyacını göremeyecek kadar çok aciz duruma gelmiş, bütün
sevdiklerinin ahirete göçmesiyle yalnızlaşıp fevkalade garipleşmiş ve
masumiyet kesb etmiş ihtiyarlar, elbette ilahi rahmete herkesten ve her
şeyden daha ziyade layıktırlar. Rahmete ermek isteyenlerin bu
ihtiyarlara daha çok merhamet etmesi icap eder. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bu konuda Bediüzzaman Hazretleri şu tespitlerini kaydeder: &lt;b&gt;&quot;Eğer rahmet-i Rahman istersen, o Rahman&apos;ın vedialarına ve senin hanendeki emanetlerine rahmet et.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Âhiret
kardeşlerimden Mustafa Çavuş isminde bir zât vardı. Dininde, dünyasında
muvaffakiyetli görüyordum. Sırrını bilmezdim. Sonra anladım ki, o
muvaffakiyetin sebebi: O zât ise, ihtiyar peder ve vâlidelerinin
haklarını anlamış ve o hukuka tam riayet etmiş ve onların yüzünden
rahat ve rahmet bulmuş. İnşallah âhiretini de tamir etmiş. Bahtiyar
olmak isteyen ona benzemeli.”&lt;/b&gt; ( Mektubat, s: 262)&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;1-Musibetlerin def&apos; edilmesinde şefaatçi olmaları:&lt;/b&gt;&lt;br&gt;Hadis-i Şerifte: &lt;b&gt;&quot;Aranızda
beli bükülmüş ihtiyarlarınız, otlayan hayvanlarınız ve emzirilen
çocuklarınız olmasa idi, belalar sel gibi üstünüze dökülecekti.&quot; &lt;/b&gt;(
Keşfü-l Hafa, 2/163) buyurulmakla, bir eve, millete, devlete veya
mevkie inecek olan musibeti def&apos;edecek sebeplerin başında, ihtiyarların
varlığı gelmektedir. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bu nedenle ihtiyarları sevmeli, saymalı, onlara kötü söz söylememeli, azarlamamalı, hatta &lt;b&gt;&quot;öf”&lt;/b&gt;
bile denilmemelidir. Çünkü, onlar Allah&apos;ın bir hediyesi ve emanetidir.
Allah&apos;ın emanetine hürmet edenler, rahmete mazhar olacaklardır. O
emanete gereken ihtimamı ve merhameti gösteremeyenler ise, hem bu
dünyada hem de ahirette rahmetten mahrum kalacaklardır. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Kur&apos;an-ı
Kerimin muhtelif Ayet-i Kerimelerinde ve bazı Hadis-i Şeriflerde anne
ve babalara hürmetin Allah&apos;a ve Resulüne ( a.s.m ) hürmet anlamında
olduğu ve onları kırmamak lazım geldiği ifade edilmektedir.&lt;br&gt; &lt;br&gt;&lt;b&gt;Bunlardan birkaçı şöyle: &lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;&quot;Yüce
Rabb &apos;in şöyle emretti; Yalnız Allah&apos;a ibadet edeceksiniz, ana -
babalarınıza iyilik yapacaksınız. Şayet bunlardan biri veya her ikisi
senin yanında ihtiyarlarsa sakın onlara &quot;öf &quot; dahi deme, yüzlerine
bağırma, onlara tatlı söz söyle. Onlara, merhamet belirtisi olarak
tevazu kanadını aç da, &lt;b&gt;&quot;Ya Rab, küçüklüğümde bana şefkat gösterdikleri gibi, sen de onlara merhamet et&lt;/b&gt; de &quot;(İsra suresi, 23-24) &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;&quot;Biz,
insana, ana-babasına iyilikte bulunmayı tavsiye ettik. Özellikle de
anasını tavsiye ederiz ki, o, kat kat zaafa düşerek ona hamile kalmış,
emzirmesi de tam iki sene sürmüştür. Binaenaleyh; bana ve ana - babana
şükret. &quot;&lt;/b&gt; ( Lokman suresi, 14 ).&lt;br&gt;&lt;br&gt;Peygamber Efendimiz de (a.s.m) &lt;b&gt;&quot;kime iyilik yapayım?&quot; &lt;/b&gt;diye
üç defa soran bir sahabeye, üç defasında da, &quot;annene&quot; cevabını verir.
Sonra sorduğunda ise, babasına iyilik yapması gerektiğini söylemiştir.
(Buhârî, Edeb, 2; Müslim, Birr, 1).&lt;br&gt;&lt;br&gt;Sahabelerden Ebu&apos;d-Derdâ (r.a) bildiriyor: &lt;b&gt;&quot;Hz.
Peygamber (a.s.m) bana dokuz önemli şey tavsiye etti. Bunlardan biri
de; ana - baba da dahil olmak üzere aile fertlerinin ihtiyaçlarını
karşılamaktır.&quot; &lt;/b&gt;(Buhârî, Edebü&apos;l-Müfred, 9)&lt;br&gt; &lt;br&gt;Yine
Peygamberimiz (a.s.m), cihada katılmak isteyen bir sahabeyi,
ihtiyaçlarından dolayı, ana - babasının yanına göndermiştir. (Buhârî,
Edebu&apos;l - Müfred, 9).&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bir gün Peygamberimiz (a.s.m) ashabına; &lt;b&gt;&quot;Size, büyük günahların en büyüğünü bildireyim mi?&quot; &lt;/b&gt;diye üç defa sordu. Üç defasında da sahabeler &lt;b&gt;&quot;evet bildir, ey Allah&apos;ın Resulü&quot;&lt;/b&gt; dediler. Peygamber efendimiz ( a.s.m) ; &lt;b&gt;&quot;bunlar sırasıyla Allah&apos;a ortak koşmak, ana - babaya karşı gelmek, haksız yere adam öldürmek ve yalan söylemek&quot;&lt;/b&gt; olduğunu belirtmiştir. (Buhârî, Edeb, 6).&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;&quot;Ana
- babamı ağlar hâlde terk ederek, hicret etmek üzere senin emrini
almaya geldim&quot; diyen bir sahabeye Peygamberimiz (a.s.m): &quot;Onlara dön,
nasıl ağlattınsa onları öylece güldür, sevindir&quot;&lt;/b&gt; der ve henüz Müslüman dahî olmayan ana - babasının yanına gönderir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Peygamberimiz (a.s.m) çok öfkeli bir şekilde üç defa, &lt;b&gt;&quot;Yazıklar olsun o kimseye &quot;&lt;/b&gt; dediğinde Ashab-ı Kiram; &lt;b&gt;&quot;Kimdir o? Ey Allah&apos;ın Resulü! &quot; &lt;/b&gt;diye
sorunca; &quot;Ana - babası veya bunlardan birisi yanında ihtiyarladığı
hâlde, Cennet&apos;e giremeyip Cehennem&apos;i boylayan kimse&quot; der. (Müslim,
Birr, 9).&lt;br&gt;&lt;br&gt;Amr ibn ül-Âs&apos;ın oğlu Hz. Abdullah (r.a) anlatıyor:
Bir adam peygamberimiz (a.s.m)&apos;a gelerek cihada gitmek için izin
istedi. Peygamberimiz de ona; &quot;Annen baban sağ mıdır?&quot; diye sordu.
Adam: &quot;Evet&quot;, deyince Resulüllah (a.s.m): &quot;O hâlde sen önce onların
rızasını almaya çalış, &quot; buyurarak ona bu görevini hatırlattı.
(Tecrid-i Sarih Tercümesi, VIII, 377).&lt;br&gt;&lt;br&gt;Hz. Peygamber (a.s.m) çocukların ebeveynlerine karşı sorumluluklarının ne kadar büyük olduğunu şöyle dile getirmektedir: &lt;b&gt;&quot;Çocuk,
hiç bir iyilikle babanın hakkını ödeyemez. Ancak onu köle olmuş bir
vaziyette bulur da satın alarak hürriyetine kavuşturursa hakkını öder.&quot;
&lt;/b&gt;(Buhârî, Edebü&apos;l-Müfred, 6)&lt;br&gt;Hz. Büreyt (r.a)&apos;dan rivayet edilen
bir Hadîs-i Şerifte; adamın biri Kâ&apos;be&apos;yi tavaf ederken annesini
omzunda taşıyarak tavaf ettirmiş. Resulüllah (a.s.m)&apos;ın yanına gelerek:
&lt;b&gt;&quot; Annemin hakkını ödedim mi?&quot; &lt;/b&gt;diye sormuş. Resulüllah ( a.s.m) &lt;b&gt;&quot; Hayır, bu yaptığın sana hamile iken alıp verdiği bir nefesin hakkı bile değil.&quot;&lt;/b&gt; diyerek cevap vermişlerdir.&lt;br&gt; &lt;br&gt;Yukarıda
geçen ayetlerde de görüldüğü gibi, Cenab-ı Hak kendisine ibadetten
hemen sonra ebeveyne iyiliği emretmiş, Peygamberimiz de (a.s.m): &lt;b&gt;&quot;Allah&apos;ın rızası, babanın rızasında, gazabı da gazabındadır&quot;&lt;/b&gt;
(Buhârî, Edebü&apos;l-Müfred, 1; Tirmizî, Birr, 3) buyurmuştur. İyilik
yapmada babadan önce gelen annenin durumu da, tabii ki böyledir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bu
şefkat dolu tasvirin, insanları anne babalarına teşekküre yönelttiği
oldukça açıktır. Bu gibi ifadelerden de anlaşıldığı gibi, eşyanın ve
varlıkların hakiki makamını ve mertebesini Kur&apos;an ortaya koyduğu gibi,
anne ve babalara nasıl davranılması gerektiğini de en iyi İslam dini
tasvir etmektedir. &lt;/div&gt;
 &lt;br&gt;
 &lt;font color=&quot;#999999&quot;&gt;Okunma Sayısı : 1391 &lt;/font&gt;&lt;br&gt;
 &lt;div align=&quot;right&quot;&gt;&lt;i&gt;
 &lt;a href=&quot;http://www.sorularlarisale.com/subpage.php?s=author_detailes&amp;amp;id=27&quot; title=&quot;Yazar hakkında bilgi almak ve diğer yazılarını görmek için tıklayın.&quot;&gt;Burhan SABAZ (Dr.)&lt;/a&gt;
 &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;








&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-6039442777728366&quot;;
/* anasayfa */
google_ad_slot = &quot;8122463628&quot;;
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//--&gt;
&lt;/script&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;
src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot;&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-6039442777728366&quot;;
/* anasayfa */
google_ad_slot = &quot;8122463628&quot;;
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//--&gt;
&lt;/script&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;
src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot;&gt;
&lt;/script&gt;





&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-6039442777728366&quot;;
/* 728x15, oluşturulma 06.09.2010 */
google_ad_slot = &quot;1029451842&quot;;
google_ad_width = 728;
google_ad_height = 15;
//--&gt;
&lt;/script&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;
src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot;&gt;
&lt;/script&gt;</content:encoded>
			<link>https://lemean.at.ua/news/2009-07-25-6</link>
			<dc:creator>sabri</dc:creator>
			<guid>https://lemean.at.ua/news/2009-07-25-6</guid>
			<pubDate>Sat, 25 Jul 2009 14:30:07 GMT</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title>HAYAT ÜZERİNE</title>
			<description>&lt;div id=&quot;yaziyeri&quot; class=&quot;yazimetni content_14&quot; style=&quot;padding: 10px; text-align: justify;&quot;&gt;&quot;Bir
şey mutlak zikredilince kemâline masruftur,”; yani, o şeye sahip olan
en mükemmel fert anlaşılır. Bu kaideye göre, hayat denilence de insan
hayatı akla gelir.&lt;br&gt; &lt;br&gt;Bizim, diğer hayat çeşitleri hakkındaki
bilgimiz özet bir bilgidir; tahminlere dayanır. Kendi hayatımız
hakkında ise vicdanımıza dayanan doğru bilgilere sahibiz. Bu sebeple
söz konusu vecizeyi, insan hayatını esas alarak anlamaya çalışmamız
daha doğru olur. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Hayat, ruhun bir sıfatıdır. İrade, görme ve
işitme de ruhun sıfatlarıdır. Fakat, hayatın bu noktada ayrı bir yeri
vardır. Ruh, hayat sahibi olduğu için görmekte, işitmekte, irade
etmektedir. Kaynak sıfat, ‘hayattır. Yoksa, ruh, işitme sıfatına sahip
olduğu için görüyor, yahut irade sıfatına sahip olduğu için işitiyor
değildir.İşte hayatta bütün sıfatlar memzuç, yani birbiriyle mezc
olmuş, karışmış, bitişmiş ve bir tek şey haline gelmiş olduğu içindir
ki, İlâhî sıfat...</description>
			<content:encoded>&lt;div id=&quot;yaziyeri&quot; class=&quot;yazimetni content_14&quot; style=&quot;padding: 10px; text-align: justify;&quot;&gt;&quot;Bir
şey mutlak zikredilince kemâline masruftur,”; yani, o şeye sahip olan
en mükemmel fert anlaşılır. Bu kaideye göre, hayat denilence de insan
hayatı akla gelir.&lt;br&gt; &lt;br&gt;Bizim, diğer hayat çeşitleri hakkındaki
bilgimiz özet bir bilgidir; tahminlere dayanır. Kendi hayatımız
hakkında ise vicdanımıza dayanan doğru bilgilere sahibiz. Bu sebeple
söz konusu vecizeyi, insan hayatını esas alarak anlamaya çalışmamız
daha doğru olur. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Hayat, ruhun bir sıfatıdır. İrade, görme ve
işitme de ruhun sıfatlarıdır. Fakat, hayatın bu noktada ayrı bir yeri
vardır. Ruh, hayat sahibi olduğu için görmekte, işitmekte, irade
etmektedir. Kaynak sıfat, ‘hayattır. Yoksa, ruh, işitme sıfatına sahip
olduğu için görüyor, yahut irade sıfatına sahip olduğu için işitiyor
değildir.İşte hayatta bütün sıfatlar memzuç, yani birbiriyle mezc
olmuş, karışmış, bitişmiş ve bir tek şey haline gelmiş olduğu içindir
ki, İlâhî sıfatlar gibi, esma ve şuunat da hayat ile bilinmektedir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Hayat
sıfatı, Allah’ın ‘Hayy’ yani ‘hayat sahibi’ olduğunu açıkça gösterdiği
gibi, O’nun ‘Kayyum’ olduğunu da bildirir. Hayatın gitmesiyle, beden
hiçbir vazife göremez hale gelir; yıkılıp dağılır. Bu hal gösteriyor
ki, hayat Kayyum isminin de bir cilvesini taşımaktadır. Bu âlemdeki her
mahluk da, varlığını Allah’ın Kayyum isminin bir tecellisiyle devam
ettirmektedir. İnsanın bütün organları gibi, bütün duyguları ve bütün
his dünyasının da faaliyet göstermesi hayat sıfatı sayesindedir.
Elimizi kaldırıp indirmemiz, yürümemiz, kalbimizin, midemizin ve diğer
organlarımızın çalışmaları hep hayata dayandığı gibi, sevmemiz,
korkmamız, istek duymamız, heveslenmemiz, öfkelenmemiz, şefkat etmemiz
de hayat iledir. Hayatsız cisimlerde bunların hiçbiri görülmez. &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;&quot;Ruhumuzun
işleri” diyebileceğimiz bütün bu faaliyetler, İlâhî &quot;isimlerden ve
şuunattan” haber verirler. Üstadımız &quot;kâinatı bir ağaca, elementleri
onun dallarına, bitkileri yapraklarına, hayvanları çiçeklerine,
insanları ise meyvelerine” benzetmiştir. Hayat mahsulü veren şu kâinat
tezgâhının en mükemmel neticesi insan hayatıdır. Bu hayat, tek başıyla,
bütün kâinatta tecelli eden isimleri, sıfatları ve İlâhî şuunatı
gösterebilecek bir mahiyete sahiptir. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Üstadımızın hayat için
kullandığı şu ifadeler, konunun daha iyi anlaşılmasına ışık tutar: &quot;Hem
Rahman, Rezzak, Rahîm, Kerim, Hakîm gibi çok esma-i hüsnanın
cilvelerini câmi’ ve rızk, hikmet, inayet, rahmet gibi çok hakikatleri
kendine tabi eden ve görmek ve işitmek ve hissetmek gibi umum
duyguların menşei, madeni bir acube-i hilkat-i Rabbaniyedir.”
(Lem’alar) &lt;br&gt;&lt;br&gt;Rızık, hayat sahiplerine lazımdır. Hikmet, hayat
sahibinin her hücresinde, her organında çok net olarak görülür ve
okunur. İnayet ve rahmet, ancak hayat sahiplerine yapılır.&lt;br&gt; &lt;br&gt;Şifa ancak hayat sahipleri için geçerlidir. Tevbe etmek ve affedilmek de yine günahkâr hayat sahipleri için söz konusudur.&lt;br&gt; &lt;br&gt;Gazap, kahır ve ceza verme de yine hayat sahiplerinde bulunan özelliklerdir. &lt;br&gt;Şükür ve hamdi hayat sahipleri yaparlar. &lt;br&gt;İman, marifet, muhabbet gibi ulvî meziyetler ancak hayat sahiplerinde bulunabilir.&lt;br&gt; &lt;br&gt;İlim, irade, görme, işitme gibi sıfatlar hayat sahiplerine mahsustur. &lt;br&gt;İzzet ve zillet, tevazu ve kibir hayat sahiplerinde bulunur.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt; Alaaddin Başar&lt;br&gt;&lt;/div&gt;
 &lt;br&gt;
 &lt;font color=&quot;#999999&quot;&gt;Okunma Sayısı : 2409 &lt;/font&gt;&lt;br&gt;
 &lt;div align=&quot;right&quot;&gt;&lt;i&gt;
 &lt;a href=&quot;http://www.sorularlarisale.com/subpage.php?s=author_detailes&amp;amp;id=11&quot; title=&quot;Yazar hakkında bilgi almak ve diğer yazılarını görmek için tıklayın.&quot;&gt;Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.)&lt;/a&gt;
 &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;






&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-6039442777728366&quot;;
/* anasayfa */
google_ad_slot = &quot;8122463628&quot;;
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//--&gt;
&lt;/script&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;
src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot;&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-6039442777728366&quot;;
/* anasayfa */
google_ad_slot = &quot;8122463628&quot;;
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//--&gt;
&lt;/script&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;
src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot;&gt;
&lt;/script&gt;





&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-6039442777728366&quot;;
/* 728x15, oluşturulma 06.09.2010 */
google_ad_slot = &quot;1029451842&quot;;
google_ad_width = 728;
google_ad_height = 15;
//--&gt;
&lt;/script&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;
src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot;&gt;
&lt;/script&gt;</content:encoded>
			<link>https://lemean.at.ua/news/2009-07-25-5</link>
			<dc:creator>sabri</dc:creator>
			<guid>https://lemean.at.ua/news/2009-07-25-5</guid>
			<pubDate>Sat, 25 Jul 2009 14:29:25 GMT</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title>HALA ARAMAYA DEVAM EDİLEN EVREN MADDESİ: ESİR</title>
			<description>&lt;div id=&quot;yaziyeri&quot; class=&quot;yazimetni content_14&quot; style=&quot;padding: 10px; text-align: justify;&quot;&gt;İnsanoğlu
varolduğundan bu yana içinde yaşadığı evrenin kusursuz işleyişi ve
harika düzeni karşısında meraklı gözlerle etrafını seyreder ve
çevresinde olup bitenleri anlamaya çalışır. Hele başını şöyle bir
kaldırdığında, gündüzleri gökyüzünün o büyüleyici maviliği, geceleri
karanlığı aydınlatan gökteki esrarengiz cisimlerin o güzelim duruşları
karşısında kendinden geçer.. İlk insanlar gökyüzünü hayretle
seyrederken düşünmeye başlamıştı. Gündüzleri gökyüzündeki maviliği,
karanlık maviliğe hakim geldiğinde etrafı aydınlatan o şeyler de neyin
nesiydi? Peki ya onlar nasıl oluyor da boşlukta tepemize düşmeden
kalabiliyorlar? Yoksa yukarılarda boşluğu dolduran onları tutan bir
şeyler mi vardı?&lt;br&gt;&lt;br&gt; Tarih boyunca insanoğlu bilgisini sürekli
artırdı ve arttırmaktır. Özellikle bilimsel yöntemin oluşturulmasında,
ortaçağda İslam bilimcilerinin çalışmalarının büyük katkısı oldu.
Oradaki gelişmelerin bat...</description>
			<content:encoded>&lt;div id=&quot;yaziyeri&quot; class=&quot;yazimetni content_14&quot; style=&quot;padding: 10px; text-align: justify;&quot;&gt;İnsanoğlu
varolduğundan bu yana içinde yaşadığı evrenin kusursuz işleyişi ve
harika düzeni karşısında meraklı gözlerle etrafını seyreder ve
çevresinde olup bitenleri anlamaya çalışır. Hele başını şöyle bir
kaldırdığında, gündüzleri gökyüzünün o büyüleyici maviliği, geceleri
karanlığı aydınlatan gökteki esrarengiz cisimlerin o güzelim duruşları
karşısında kendinden geçer.. İlk insanlar gökyüzünü hayretle
seyrederken düşünmeye başlamıştı. Gündüzleri gökyüzündeki maviliği,
karanlık maviliğe hakim geldiğinde etrafı aydınlatan o şeyler de neyin
nesiydi? Peki ya onlar nasıl oluyor da boşlukta tepemize düşmeden
kalabiliyorlar? Yoksa yukarılarda boşluğu dolduran onları tutan bir
şeyler mi vardı?&lt;br&gt;&lt;br&gt; Tarih boyunca insanoğlu bilgisini sürekli
artırdı ve arttırmaktır. Özellikle bilimsel yöntemin oluşturulmasında,
ortaçağda İslam bilimcilerinin çalışmalarının büyük katkısı oldu.
Oradaki gelişmelerin batıya aktarılmasıyla özellikle Galileo ve
Newton&apos;un tabiattaki harika ahengin belirli kanunlara formüllere
dayandığının belirlenmesi ve bunlar üzerine yapılan yorumlar bilim
tarihinin dönüm noktalarından birisi oldu. Bu arada bilimsel bilgiye
giden yolun temel taşları belirlenmiş oldu. Bilim adamları deney ve
gözlemler ışığında akıl yürütüyor ve evrenin sırlarını çözmeye
başlıyordu.. &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;Madde ve Esir &lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Evren sırları bir
bir çözülüyor, ama kainatta madde ile boşluk arasında bulunması gereken
bir özün eksikliği kendini belli ediyordu. Gerçekten de maddeler
dünyası olarak bildiğimiz kainat içinde uzay boşluğunun tam bir
boşluktan ibaret olabileceği pek akla yatkın bir düşünce değildi.&lt;br&gt;&quot;Genel
çekim”, &quot;elektrik” ve &quot;manyetizma” gibi kuvvetlerin bulunmasından sonra
uzayın iki farklı noktasında bulunan iki cisim arasında cereyan eden
etkileşimlerin nasıl taşındığı veya iletildiği sorusu gündemi sürekli
meşgul etti. Genel çekim kanununu keşfeden Newton, arada hiçbir
bağlantı olmadan boşluktaki iki uzak cismin birbirlerine kuvvet
uygulayabileceği düşüncesinin aklî melekeleri sağlam hiç kimse
tarafından kabul edilemeyeceğini söylüyordu. İki kütle arasındaki çekim
muammasını çözümü hayatı boyunca uğraştığı temel problemlerden
birisiydi Nevton’un. Bu maksatla tüm uzayı dolduran esir
parçacıklarının rol oynadığı mekanik bir model kurmaya çalıştı. Ancak
bu parçacıkların maddeyle nasıl etkileştiği ve nasıl bir yapıya sahip
olduğunu anlamak mümkün olmuyordu. Boş uzay boş olmayıp çekim
kuvvetinin iletilebildiği, elektrik kuvvetleri taşınabildiği bir şey
vardı. Bu şeyin ne olduğuna gelince, onun durgun, saydam, gaz halinde
bir madde, yani her yere nufuz edebilen esir maddesiydi.&lt;br&gt;&lt;br&gt;
&quot;Mutlak referans çerçevesi &quot;dediği bir problem üzerinde kafa yormuştu
Nevton. Eğer evrende tek hareketsiz madde olarak düşünülen esirin
varlığı ispatlanabilseydi, bilimciler sonunda Newtonun aramış olduğu
sabit referans çerçevesine kavuşacaklardı. Nasıl bir deneyle
ispatlanabilirdi esir? &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;Michelson – Morley Deneyi&lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;
Esirin varlığını belirlemek için deney macerasını Abraham Michelson
üstlenmişti.. Michelson, deniz subaylığından ayrılmış genç bir
fizikçiydi, fen dalında Nobel alan ilk Amerikalıydı o. 1880 yıllarında
araştırmaya tek başına koyuldu. 1887’de çalışmalarına bir kimya
profesörü olan Edward Williams Morley de iştirak etti. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Görünmez
hava içinde planörde bulunan bir pilot açık bir kabin içinde olsaydı,
şüphesiz havayı yüzünde hissedecekti. Veya uçağa bir flama takılabilir,
hava akımı dolayısıyla onun çırpınışı gözlenebilirdi. 19. uncu yüzyıl
fizikçileri durgun esir içinde hareket eden dünyanın içinde hareket
ettiği düşünülen esir akımını veya rüzgarını harekete geçirerek benzer
bir etki oluşturduğuna inanıyorlardı. &lt;br&gt; &lt;br&gt;İki bilim adamına göre
uzayı dolduran esir hareketsizdi. Dünyamız evreni kaplayan esir içinde
sanki su dolu bir kavanozdaki bir bilyeye benziyordu. Nasıl bilyemizi
hareket ettirdiğimizde suda bir dalgalanma vuku buluyorsa, gök
cisimlerinin hareketlerinden dolayı esirde dalgalanmalar vaki olacaktı.
Bu dalgalanmalar yüzünden ışığın hızında değişmeler meydana gelecekti.
Denizde giden bir su motorunda iken elimizi denize daldırdığımızda bir
akıntı ve direnç hissederiz. Öyle de Güneş etrafındaki yörüngesinde
ilerleyen dünyamız da hareketsiz esirde bir akıma sebep olacaktır. Bu
akım ise dünyanın hareket yönünde gönderilen ışığı geciktirme şeklinde
olacaktır.. Bu gecikmeyi belirleyebilirsek esirin varlığını da tecrübi
olarak ispatlamış olacaktık. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Madem ki ışık dalgalarla hareket
ediyordu, yapışık tek bir ışın bitiş çizgisine farklı fazlarda
varacaklardı. Michelson, her ışık dalgasının frekansları arasındaki
farkı ölçebilen ve kendi icadı olan bir aygıtı kullanarak ışık
ışınlarının gidiş –geliş zamanları arasındaki herhangi bir değişmeyi
saptayabileceğini ummuştu. &lt;br&gt;&lt;br&gt; Deney yapıldı. Interferometre adlı
bir aygıtla gerçekleştirilen deneyde ışık kaynağından çıkan ışınlar, 45
derecelik açıyla duran yarı gümüşlenmiş ayna tarafından ikiye ayrıldı
Bu iki ışından biri dünyanın hareketi yönünde, diğeri bu doğrultuya dik
bir yönde ilerledi. Dünyamız güneş etrafında ortalama 30 km/s hızla yol
aldığı için dünyanın hareket yönünde gönderilen ışığın hızı 299.970
km/s olarak ölçülmesi gerekiyordu. Sonuçta iki ışık ışınlarının hızları
arasında çok az bile olsa bir fark görülmedi. Yani deney sonunda
beklenenler gözlenmedi. Deney tekrarlanıyor, günün değişik saatlerinde,
yılın farklı mevsimlerinde tekrarlanıyordu. Sonuç değişmiyor, ışık
hızında en ufak bir sapma gözlenemiyordu. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Deneyin sonucuna
göre, eğer esir vardıysa, ya dünya hareket etmiyordu ya da esir dünya
ile birlikte aynı hareketi yapıyordu. Dünyanın hareketinden şüphe
edilemeyeceğine göre, esirin, belirli bir gezegenin hareketini
izlediğine inanmak da pek tatminkar görülmüyordu. Michelson –Morley
deneyi, bu sonuçlar yüzünden başarısızlığa uğrayan en meşhur deney
olarak bilinir oldu. Michelson başarısızlığı kabul etmiyor, sadece bir
yerde, her nasılsa , bir şeyin eksik kaldığını düşünüyordu. 1931’de
ölümüne değin iki yıl daha aynı konuda çalışmaya devam etti. &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Michelson
-Morley deneyinin beklenmeyen sonucu bilim adamlarını harekete geçirdi.
Lorentz ve Fitzgerald, hareketli cisimlerin hızlarıyla doğru orantılı
bir şekilde boylarının kısaldığını matematiksel olarak gösterdiler.
Buna göre interferometre aygıtında dünyanın hareket yönünde ilerleyen
ışığın aldığı yolun da kısalması gerekir. Bu kısalma hesaba
katıldığında ise hızların birbirine eşit çıktığı görüldü. Böylece esir
varolmamaktan kurtuluyordu bir bakıma. Ancak bunu deneysel olarak
ortaya konma zorluğu vardı. Çünkü büzülme, bir sigorta görevi yapar
gibi ışık hızının değişmesine izin vermiyor, sanki evren esirin
belirlenmesini istemiyordu. &lt;br&gt;&lt;br&gt; Bu son gelişmeler karşısında
fizikçiler ihtilafa düştüler. Kimileri esirin varlığını savunurken
kimileri de bu esir düşüncesinin terk edilmesi gerektiğini
söylüyorlardı. Ama fiziğin o günkü aldığı seviye ile esir hakkında
doğruyu bulmak pek mümkün gözükmüyordu.&lt;br&gt;&lt;br&gt; &lt;b&gt;Gözden kaçan noktalar&lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;
H. C. Dudley, Science Digest de yayınlanan &quot;Esir: yeniden keşfedilen
beşinci element” başlıklı makalesinde Michelson-Micheal deneyinde göz
ardı edilen noktaları şöyle dile getiriyor: &quot;Michelson, güneşin
çevresindeki esir içinde hareket ederken dünyanın hızını ölçmekle
ilgileniyordu. Dünyanın hareketinin karmaşıklığı düşünülerek, onun
deney teşebbüsünün biraz safça olduğu görünüyor. Fakat o zamanlar
sadece bir yönde hareket eden dünyanın, başka bir yönde hareket eden
bir güneş sisteminin sadece bir parçası olduğunu ve güneş sisteminin de
bir çok hareketli galaksinin parçası olduğunu kimse bilmiyordu. Dahası,
interferometre deneyinde, esir rüzgarının kendi aygıtıyla aynı düzlem
içinde hareket etmiyor olabileceği ihtimalini hesaba katmamışı. Esir,
pekala devreden aygıta hemen hemen dik bir bir açısıyla hareket ediyor
olabilirdi. Michelson –Morley deneyi, 1900 öncesinin sınırlı klasik
mekaniği esas alınarak gerçekleştirilmişti. Michelson önsezisinde
haklıydı: çalışmalarında gözden kaçan bir çok nokta vardı”. Örneğin
bunlardan birisi dünyanın bir değil birkaç tane hareketi aynı anda
yapıyor olmasıydı.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Michelson’dan bu yana esir konusunun bazı
kesimlerde tekrar rağbet gördüğü dikkatimizi çekiyor. Florida State
Üniversitesi fizik profesörü lan (Nobel ödülü) Dirac yeni bir esir
kavramı önerdi. Dirac, esirin her yanı kaplayan ve gelişigüzel hareket
eden bir elektron denizi olduğunu ifade eder. 1959’ da bir Fransız
fizikçisi olan Victor de Broglie esirin &quot;lepton”lardan (bir sınıf küçük
kütleli, atomdan küçük parçacık) ve olası ki nötrinolardan (hemen hemen
kütlesiz ve yüksüz leptonlar) oluştuğunu söylüyordu. &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;Karanlık Madde – Kara Enerji&lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;1965
lerden önceki astronomi anlayışı büyük ölçüde değişti ve ders kitapları
yeniden yazıldı. 1925’lerde evrenin sadece Samanyolu galaksisinden
ibaret olduğu sanılıyordu. Michelson Morley deneyi dünyanın sadece
Güneş etrafındaki hızı esas alınarak tek hareket yaptığı esas alınarak
yapılmıştı. Halbuki teleskopların büyümesiyle anlaşıldı ki dünya bir
değil birkaç hareketi aynı anda yapmaktadır. Yapılan incelemelere göre
dünyanın hızının galaksimiz merkezine göre saatte 220 km dir. Bir
önemli bir diğer keşif ise yıldızlar arası boşluğun yıldızların ve
gezegenlerin içerdiği kütleden daha büyük kütleye sahip olduğunun
belirlenmesidir. Kısaca, boş uzay gerçekte, birbirine bağlı manyetik ve
elektriksel alanlarla doluydu. Yıldızların nükleer reaksiyonları ve
özellikle süpernova patlamaları açığa çıkan yüksüz ve çok küçük olan
nötrino fışkırmaları ile devamlı besleniyordu. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Evren, gerçekte evrende olmasi gereken maddenin yüzde onudur. Bu evren, yüzde &lt;br&gt;doksan, ne olduğunu bilmediğimiz, hakkında hiçbir fikrimizin bulunmadığı, &lt;br&gt;&quot;Karanlik
Madde&quot;den oluşmaktadır Bu demektir ki uzay &quot;boş” olmayıp, gözlenen
maddenin 9 katı kadar ağırlıkta görünmeyen kütle ile dolu
bulunmaktadır. Görünmediğinden ve doğrudan belirlenemediğinden karanlık
ünvanı verilen &quot;kayıp kütle” yada &quot;Karanlik Madde&quot; nin ve &quot;kara enerji”
nin varlığını gerektiren bir çok gözlem bulunuyor. Evreni ivmeli olarak
genişleten etkinin bu &quot;kara enerji” olduğu bildiriliyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Açığa
çıkarılan sırlar evrende hakim olan muazzam gücün varlığını daha
belirgin hale getiriyor. Elbette sayısız gök cisimlerini düzen
içerisinde ayakta tutan bir güç var. Elbette tanımlanabilen belli bir
amaca yönelik böyle büyük bir gücün sahipsiz olduğunu iddia edecek
kimse bulunmuyor. Tüm evrene hakim olan bu kuvvet beraberinde
yıldızları ve galaksileri de bir düzen içinde tutuyor, dengeyi
sağlamada &quot;aracı” ve &quot;vasıta” bir madde ve enerji olmalıdır. Adına
ister &quot;kara enerji” diyelim isterse &quot;esir enerjisi” diyelim açık olan
şu ki böyle olağanüstü bir kuvvetin kontrolü, herşeye hakim, sınırsız
güce sahip Yüce bir Varlık sayesinde mümkün olabilir. Elbette ki, bu
gücün sahibi dünyayı ve tüm evreni yaratan, gücü sonsuz ve her şeye
içine alan Allah’tan başkası olmayacaktır. &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;Gözardı Edilen Noktalar&lt;/b&gt;&lt;br&gt;Michelson
-Morley deneyinde göz ardı edilen ve hatta aşıra kaçılan noktalar
vardır ki onları da belirtmeden geçemeyeceğim. Bunu itiraf edenlerden
birisi de Einstein’dır. 1905 yılında yayınladığı Özel İzafiyet Teorisi
ile ilgili makalesinden sonra, esire göre hareketin ölçülememesinin
esirin var olmadığı üzerindeki yorumlarda aşırıya kaçıldığını belirtir
Einstein. Hattâ 1920 yılında Leyden&apos;de yaptığı bir konuşmasında, esiri
kabul etmeden uzay - zamanın yapısının kavramanın mümkün olmayacağını,
ışığın yayılması ve genel çekimin de esir olmadan düşünülemeyeceğine
dikkat çekmişti. Einstein, Michelson Morley deneyinin ve Özel İzafiyet
Teorisinin aslında esirin olmadığını değil, bize esirin hareketinin
uzay zamanda izlenemeyeceğini, dolayısıyla esire göre hareketin
tanımlanamayacağını ve esirin, referans sistemlerinin üstünde bir
gerçekliğe sahip olduğunu belirtiyordu. Çünkü eğer uzay mutlak boşluksa
o zaman uzay zaman nasıl ”eğilip bükülebilir” &quot;genişleyip
büzülebilirdi?” Demek uzayın bu özelliklerini ortaya koyan &quot;Genel
İzafiyet Teorisi”, boş uzayın (vakum) yokluk olmayıp bir tür nesne
olduğunun ispatıydı. &lt;br&gt;Esir konusundaki kafa karışıklığına dikkat
çeken Nobel ödüllü 2004 Frank Wilzcek, Einstein&apos;ın esiri fizikten
silmek şöyle dursun bilakis esiri yüceltip fizikçilerin araştırma ve
çalışmalarında çok mühim bir konuma yükselttiğinden söz eder. Bugünkü
teorik fiziğin büyük bir kısmının, bilhassa Süpersicim Teorisi&apos;nin, adı
konmamış bir şekilde esirin mahiyetinin ve özelliklerinin incelenmesi
olduğu söylenebilir. Eğer öyleyse kadim anlayışa göre beşinci element
olan esir maddesi, diğer elementlerin de anası ve atası ve varlığın
asli unsuru olarak yakın gelecekte kendinden en çok bahsedilen kozmoz
maddesi ve gerçeği konumuna çıkabilir. &lt;br&gt;Esiri Maddesel Dünyada Arayanları Yanılgısı&lt;br&gt;Esir
maddesinin bir sır olarak kalmasının nedeni neydi? Neden esir konusu
temizlik yaparken halının altına atılan toz gibi bir kenarda bırakılmak
istendi? &lt;br&gt;Amerikalı kuantum fizikçisi Arthur Zajonc&quot;Işık ve Şuurun
Ortak Tarihi&quot; adlı kitabında yer alan ifadeleri bir kısım çevrelerce
esire karşı sürdürülen mücadelenin iç yüzünü ortaya koymaktadır
aslında: &quot;Maddesel bir esir yoktur. Bu kavram materyalist düşüncenin
sonucu olarak ortaya çıkmıştır.&quot; Zojonc’un şu ifadeleri de ilginç:
&quot;Eğer ışığın bir dalga olduğunu söylersek, bir soru akla geliyor : Bu
salınımı sağlayan etken nedir ? Örneğin su dalgalar ve ses dalgaları
salınımlar sonucu oluşur. Ses ve su dalgaları hava ile iletilir. Peki
ışık dalgalarının taşınmasını sağlayan ortam şey nedir ? Bana göre bu
sorunun cevabı olan ortam, maddesel bir tabiatın içinde değildir. &lt;br&gt;Neden
bazı ortamlarda ışık-dalgası, ışık-parçacıkları gibi davranıyor. Bu
soru hâlen çözümlenememiştir. Işık dalgaları çift yarık deneyinde,
birer ışık- dalgaları olarak davranacaklarını nasıl biliyorlar?
Fötonların birbirleri ile nasıl iletişim kurdukları ayrı bir muamma
olmaya devam ediyor. Birbirine zıt doğrultuda iki ışık kaynağını ele
alalım. Bunların birisinden çıkan bir fotonun hareketi, öteki ışık
kaynağından çıkan fotonun hareketini etkiler. Fotonlar ışık ile hareket
ettiklerine göre birbirleri arasındaki iletişimin hızı, ışık hızından
büyük olması zorunludur. Ama nasıl anlaşıyorlar? Bu &quot;telepati” de aracı
nedir? Daha ilginç bir olay ise, son çalışmalarda bazı özel ortamlarda
elektromanyetik dalgaların, ışık hızından daha da hızlı gidebileceğinin
anlaşılmasıdır. Eğer bu teorik düşünce, pratiğe uygulanabilirse fiziğin
temel direği olan &quot;İzafiyet Kanunu&quot; büyük bir sarsıntı içinde demektir.
Tabi tüm bunların ortamı esir maddesi ise, esirin ışık hızının da
ötesinde bir gerçekliğe sahip olduğunu gösteren işaretler olmaktadır.. &lt;br&gt;&lt;b&gt;Esir Maddesi ve Bediüzzaman&lt;/b&gt;&lt;br&gt;Bilimin
özellikle yeni fiziğin gittikçe madde ötesi unsurları gündemine
sokmasıyla ve türlü türlü ince teknolojiyle bilinmeyenlerin sırları
üzerinde yoğun çaba göstermesiyle, yakın gelecekte esirle ilgili daha
açık bir anlayışa ulaşacağımızı söyleyebiliriz.&lt;br&gt;Bediüzzaman’ın
dikkat çektiği gibi, ruha yakın bir yapıda ve vücudun en zayıf
mertebesi olan &quot;esir”i anlaşılır kılmak kolay bir mesele olmasa gerek.
Esir; ışınlarla, manyetik ve nükleer kuvvetlerle bildiğimiz anlamda
fizikî ve kimyevî herhangi bir etkileşime girmiyorsa, spektroskopik
cihazların ölçüm alanının dışında kalıyorsa, müşahhas ve ayrıntılı
neticelere ulaşılamayacaktır. Önümüzde evrenin hâlâ bilmediğimiz nice
kanunları ve çözülmesi gereken sayısız sırrı, keşif bekliyor. &lt;br&gt;Âlemin
sırlarını Kur’ân&apos;ın ışığında keşfeden Bediüzzaman, esir ortamının
sadece varlığın beliriş ortamı ve faaliyet alanı ile sınırlı
kalmadığını, onun &quot;nakillik ve infial hassasıyla ve vazifesiyle techiz&quot;
edildiğini, ilâhî arşlardan biri olduğu anlatır. Arş ile alan kavramı
arasındaki vazife itibarıyla parelelliğe dikkat edelim lütfen. Su ve
toprak da birer arş olarak yaratılmışlardır. Yani varlığın faaliyet
alanı ve ortamı.. Elbetteki esir ortamındaki faaliyetler, su ve
topraktakinden farklı olacaktır. Çünkü esir, Cenab-ı Hakk&apos;ın en nazenin
bir hulle-i icraatıdır. Bu yüzden, tartıya ve ölçüye girmeyenlerin,
ruhanî ve manevî varlıkların yaşama ortamı ve faaliyet alanı olmalıdır.
Bediüzzaman’ın dikkat çektiği gibi hava unsurunun manevî cephesi olan
esir, bir hüve olarak âlem-i misâl ve âlem-i mânâya bir anahtar
olmaktadır. Bu sebeple, mevcudata nazaran akıcı bir su gibi, mevcudatın
aralarına nüfuz etmiş bir madde olarak esir, madde âlemini mânâ
âlemlerine bağlayan, hem bu âleme hem de öbür âlemlere benzeyen,
ikisinin arasında bir yapıya sahip olacaktır&lt;br&gt;Hala esir konusunda
bilimsel ve açık sonuçlara ulaşılmadığı halde, &quot;esir maddesi” ile
ilgili yaygın ve kadim inancın kaynağı ne olabilir? Kanaatıme göre bu
inancın temelinde esirin vahiy kaynaklı bir gerçekliğe sahip olmasıdır.
Bediüzzaman, Esir Maddesinin yaratılış silsilesinin ilk adımı teşkil
ettiği üzerinde durur. Daha sonra esirden atom altı taneciklerin
(cevahir-i fert) yaratıldığını Kuran’ın ilgili ayetinin yorumu olarak
ele alır: &apos;Arşı su üzerindeyken...&apos; (Hud Suresi, 7) âyeti şu madde-i
esiriyeye işarettir ki, Cenabı Hakk&apos;ın arşı, su hükmünde olan şu esir
maddesi üzerinde imiş. Esir maddesi yaratıldıktan sonra, Sani&apos;in ilk
icadlarının tecellîsine merkez olmuştur. Yani esiri halk ettikten sonra
cevahiri ferde kalb etmiştir. &quot;(İşarat-ül İ’caz). Gerçekten de esir
için en güzel benzetme akıcılığı, her yere nufuz kabiliyeti, canlılığın
oluşum ve idamesindeki hayati görevleri ile esir maddesi olsa gerek.
Öyleyse bizler ruh ve enerji bedenimizle &quot;hayat enerjisini” oradan
aldığımız esir deryası içinde yüzen ama deryadan haberi olmayan balık
misâlindeyiz. &lt;br&gt;Hepsi bir felekte (yörüngede) yüzüp gitmektedir.”
(Yâsin, 36/40) ayet-i kerimesi Güneş, Ay, Küre-yi arz ve milyarlarca
gök cismi uzay boşluğunda, belli yörüngelerde yüzüp gittiklerini ifade
ediyor. Yüzme boşlukta değil, bir madde içinde olur. Ayet-i kerimede
boşluk denize benzetilerek evrenin boş olmadığı, dolayısıyla bu boşluğu
dolduran maddeye işaret edilir. Elmalılı M. Hamdi Yazır &quot;Hak Dini
Kur’ân Dili&quot; adlı tefsirinde, Hud suresindeki &quot;Arşı da su
üstündeydi...&quot; âyetiyle ilgili olarak çeşitli izahları
karşılaştırırken, &quot;Bir de bunlar Arşın herşeyi kaplayan bir cisim
olması anlamıyla ilgilidir&quot; diyerek dolaylı yoldan esire ve esirin
özelliklerine dikkat çekmektedir.. &lt;br&gt; &lt;br&gt;Esirin anlaşılması ile
ilgili bilim tarihi içindeki geçirdiği evreleri dikkate alırsak, onun
zamanla değişen teorilerden bağımsız bir gerçekliği ifade ettiğini fark
edebiliriz. Bu yüzden İlahî vahyin doğru anlaşılması ve yorumlanması
şüphesiz ki daha büyük önem taşımaktadır. Zira esir, dua hamd tesbih
gibi ibadetlerden hasıl olan neticelerin yayılma ortamı, kulu Yaratanı
ile buluşturan bir alan görevi ifa etmektedir. En uzağın en yakın hale
geldiği, bir şeyin herşeyle münasebet kazandığı esir ortamı Yaratanın
birliği ile beraber her şeyin her işi ile bizzat ilgilenmesinde bir
aracı ve ortam (arş) görevi ile teçhiz edilmiş olmaktadır. Tüm evren
katlarının ondan yapılandığı ve ondan hayat ve enerji aldığı esir
ortamı kainata adeta &quot;ruh” hükmündeki işlevi ile de C. Hakkın
Kayyumiyetinin medarı olmaktadır. Esire yüklenen böylesine hayati
roller ve görevler Bediüzzaman gibi Kuran yorumcularının neden esirden
ziyadesiyle söz ettiğinin bir sırrına ve hakikatına ışık tutar
zannederim. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Alemde sergilenen ilâhî lütûf, güzellik ve
hayırlara karşı dua, tesbih, hamd ve ibadetle mukabele eden varlıkların
her biri aynı zamanda İlâhî isimlerin güzelliklerini, kozmik sırları de
sergileyen ve haykıran birer ilanname ve dellaldırlar. &quot; O dellalların
güzel ve tatlı hamdlerini ve senalarını ve mabuduna medihlerini ve
onların kelimelerini her tarafa neşir ve arş-ı azamın canibine
sevketmek için esir unsuru, emirber neferler küçücük diller ve kulaklar
gibi o güzel kelimeleri dergah-ı uluhiyete takdim etmek için o pek
harika acib vaziyeti hava ve esire verilmiştir ki hava âleminin maddi
cephesi atmosfere tekabül ederken manevi cephesi (ışınları
elektromanyeik dalgaları ve hattâ duaları nakleden) esire karşılık
geldiği kanaatındayız. &lt;br&gt;Tabi ki bu harika faaliyetlerde gerek esiri
oluşturan tanecik(ler) ve gerekse hava tanecikleri basit bir sebepten
öteye gidemezler. Bu icraatların sahibi kâinatı esir vasıtasıyla bir
bütün haline yapıp en uzağı en yakın hale getiren, bununla evren
çapında birliğini açıkca gösteren boyutların ve uzayların gerçek sahibi
olan âlemlerin Rabbidir. Aksi takdirde esirin &quot;zerreden çok derecede
daha küçük olan zerrelerine; herşeyi görecek, bilecek, idare edecek bir
ihtiyar ve bir iktidar ile vücud bulan fiilleri, eserleri isnad etmek”
demek olacağından, böyle bir fikir &quot;esirin zerreleri adedince
yanlıştır” &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;
 &lt;br&gt;
 &lt;font color=&quot;#999999&quot;&gt;Okunma Sayısı : 1669 &lt;/font&gt;&lt;br&gt;
 &lt;div align=&quot;right&quot;&gt;&lt;i&gt;
 &lt;a href=&quot;http://www.sorularlarisale.com/subpage.php?s=author_detailes&amp;amp;id=15&quot; title=&quot;Yazar hakkında bilgi almak ve diğer yazılarını görmek için tıklayın.&quot;&gt;Osman ÇAKMAK (Prof. Dr.)&lt;/a&gt;
 &lt;/i&gt;&lt;/div&gt; 
 &lt;a href=&quot;http://www.sorularlarisale.com/printarticle.php?id=9420&amp;amp;op=1&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;br&gt;
 &lt;/a&gt;





&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-6039442777728366&quot;;
/* anasayfa */
google_ad_slot = &quot;8122463628&quot;;
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//--&gt;
&lt;/script&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;
src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot;&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-6039442777728366&quot;;
/* anasayfa */
google_ad_slot = &quot;8122463628&quot;;
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//--&gt;
&lt;/script&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;
src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot;&gt;
&lt;/script&gt;





&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-6039442777728366&quot;;
/* 728x15, oluşturulma 06.09.2010 */
google_ad_slot = &quot;1029451842&quot;;
google_ad_width = 728;
google_ad_height = 15;
//--&gt;
&lt;/script&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;
src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot;&gt;
&lt;/script&gt;</content:encoded>
			<link>https://lemean.at.ua/news/2009-07-22-3</link>
			<dc:creator>sabri</dc:creator>
			<guid>https://lemean.at.ua/news/2009-07-22-3</guid>
			<pubDate>Wed, 22 Jul 2009 11:30:21 GMT</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title>BOŞLUĞUN ANLAMI VE &quot;ESİR MADDESİ&quot;</title>
			<description>&lt;div id=&quot;yaziyeri&quot; class=&quot;yazimetni content_14&quot; style=&quot;padding: 10px; text-align: justify;&quot;&gt;Bu
yazımızda uzay ortamını hangi tanecikler dolduruyor sorusuna cevap
aramayacağız. Dikkatlerimizi Kuantum bilimi ile gündemin başına oturan
&quot;alan” kavramına yönelteceğiz. Boşluğun gerçekten &quot;boş” olup
olmayacağını araştıracağız. Kozmolojinin ince bir sırrı ve maddenin en
nihai noktası kabul edilen &quot;esir konusunu &quot;kuantum alanı” ışığında
gündeme getireceğiz.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ether (esir) kelimesinin eski çağlarca
göğün maviliği anlamına geldiği; fezayı mavileştiren cevher – öz
anlamında kullanıldığı rivayet edilir. On yedinci yüzyılda bu terim
Descartes tarafından benimsenmişti. Descartes, esirin gökyüzünün
boşluklarını doldurduğunu ve boş uzay denen şeyin bir basınçlı
dolgunluk olduğunu ileri sürdü. Esirin, manyetizma gibi uzayda faaliyet
gösteren çekme ve itme güçlerinin aktarılmasında da aracı olduğunu
ekliyordu.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Tabiatla ilgili teorileri daha ziyade gözleme
bağlayan Newton’un aksine Descartes m...</description>
			<content:encoded>&lt;div id=&quot;yaziyeri&quot; class=&quot;yazimetni content_14&quot; style=&quot;padding: 10px; text-align: justify;&quot;&gt;Bu
yazımızda uzay ortamını hangi tanecikler dolduruyor sorusuna cevap
aramayacağız. Dikkatlerimizi Kuantum bilimi ile gündemin başına oturan
&quot;alan” kavramına yönelteceğiz. Boşluğun gerçekten &quot;boş” olup
olmayacağını araştıracağız. Kozmolojinin ince bir sırrı ve maddenin en
nihai noktası kabul edilen &quot;esir konusunu &quot;kuantum alanı” ışığında
gündeme getireceğiz.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ether (esir) kelimesinin eski çağlarca
göğün maviliği anlamına geldiği; fezayı mavileştiren cevher – öz
anlamında kullanıldığı rivayet edilir. On yedinci yüzyılda bu terim
Descartes tarafından benimsenmişti. Descartes, esirin gökyüzünün
boşluklarını doldurduğunu ve boş uzay denen şeyin bir basınçlı
dolgunluk olduğunu ileri sürdü. Esirin, manyetizma gibi uzayda faaliyet
gösteren çekme ve itme güçlerinin aktarılmasında da aracı olduğunu
ekliyordu.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Tabiatla ilgili teorileri daha ziyade gözleme
bağlayan Newton’un aksine Descartes mantıksal analizden, metafizik ve
dinî inançlardan destek alıyordu. Descartes’a göre esir mantıksal bir
gereklilik, Newton’a göre ise deneysel bir hipotez idi.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Esire
olan ilgi 19. yüzyıl başlarında birbirinden farklı metafizik
varsayımlara dayalı iki farklı araştırma yaklaşımının sonucu olarak
yeniden dirildi. Bunlardan biri Alman tabiat filozofu ve şair Johann
Wolfgang Goethe (1749-1832) tarafından gösterildi. Doğa filozofları
materyalist ve ateist görüşlere ve Newton fiziğindeki mekanik tabiat
görüşlerine karşı tepki gösteriyorlardı. Bunlar, dünyaya bir makina
olarak bakan klasik bilimsel görüşleri reddediyorlardı. Bunlardan
birisi olan Lorenz Oken (1779-1851) maddenin, elektrik ve manyetik
güçlerin etkisi altındaki esirden kaynaklandığı görüşünü ileri sürdü.&lt;br&gt; &lt;br&gt;Micheal
Faraday (1791-1867) 1846’da manyetizma ve ışık arasında bir ilgi
olduğunu gösterecekti ve esirin hem manyetik kuvvetler ve hem de bir
ışık ortamı olabileceği tahmininde bulundu. Esirin farklı türdeki
kuvvetleri bağlayabileceği görüşünden etkilenmişti; 1851’de şunları
yazıyordu:&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;&quot;Eğer bir esir varsa sırf ışınların iletilmesinden başka yararları da olması gerektiği hiç de ihtimal dışı değildir.[1&amp;gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Elektromanyetik
alanlar teorisini geliştiren Maxwell (1831-1879), manyetik kuvvetlerin
ve ışığın her ikisinin de esir içinde iletildiğini öne sürüyor; bu
kuvvetlerin, uzayda elektrik ve manyetik yüklü kütlelerin çevresinde
üretilen esir bükülmeleri olarak değerlendirileceğini ifade ediyordu.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Esirin
çok farklı ve üzerinde çalışılması zor bir konu olduğu aşikardı. Esir
karşı evren (parelel evrenler) dediğimiz metafizik-soyut uzaylara ait
soyut zaman küresi ise ve ışıktan hızlı titreşiyorsa ve bu ortamın
zamanı bizim de zamanımızı oluşturuyorsa bunu kolayca
belirleyemeyecektik. Gerçi uzay-zaman denen örgümüz, aslında üçü yer
(mekan-uzay) bildiren üçü de zaman bildiren bir ortak sistem meydana
getirdiğini artık biliyorduk. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Ancak gerçeğin bu kadar gizli
olmasındaki asıl neden belki de duyularımızın fizik ötesi dünyayı
algılayamıyor olmasında yatıyordu. Çünkü yarı fiziksel (ışın-kuant
dünyası) varlıları tam olarak kavradığımızı dahi söyleyemiyoruz. Işığın
her dalga boyunu göremiyoruz, her ses dalgasını duyamıyoruz. Gözümüzün
ve kulağımızın duyarlı olabildiği frekanslar son derecede sınırlı bir
alanı kapsıyor. Doğru dürüst maddeyi bile gördüğümüz söylenemezdi.&lt;br&gt;&lt;br&gt;19.
Yüzyılın sonlarında &quot;esirin” nasıl anlaşıldığını yansıtması açısından
1883 yılında ünlü Nature dergisinde yer alan ifadeler hayli ilginçtir: &lt;br&gt;&lt;br&gt;&quot;Esir
genelde bir akışkan ya da bir mayi olarak adlandırılmaktadır ve yine
katılığı itibariyle bir jele benzetilmektedir; oysa bu adların hiç biri
uygun değillerdir; bunların hepsi moleküler gruplardır, dolayısıyla
esir gibi değillerdir; eylemsizlik özelliği olan sürekli sürtünmesiz
bir ortamı basit olarak ve tek başına düşünelim, mefhumun muğlaklığı,
bilgimizin şu anki durumunda münasip olduğundan daha fazla bir şey
olmayacaktır.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Kusursuz devamlılığı olan, ince, sıkıştırılamayan,
tüm uzaya yayılan ve içinde yerleşik sıradan maddenin molekülleri
arasında sızan ve kendi imkanları ile birini diğerine bağlayan bir
özdek fikrini idrak etmeye çalışmalıyız. Ve onu cisimler arasındaki tüm
hareketlerin sürüp gittiği evrensel bir ortam olarak kabul etmeliyiz. O
halde bu onun -- hareket ile enerjinin ileticisi olarak --
fonksiyonudur.”[2&amp;gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Evren ve Kuran Allah’ın iki ayrı kitabı.
Kuran, &quot;Kainat kitabının” izah ve tercümesi niteliğinde ve ondan
Yaratıcısı hesabına bahsediyor ve yaratılışa ait sırlara değeri
nisbetinde yer veriyor. Kuranı çağımızın anlayışına sunan ve tabiat ve
evrene ait sırları yorumlayan Bediüzzaman bir ayette yer alan&quot;su”
terimini &quot;esir” olarak yorumlar ve onun maddî yaratılışa menşe olduğunu
ifade eder. &quot;Arşı su üzerindeydi ayeti, şu madde-i esiriyeye işarettir
ki; Cenab-ı Hakkın Arşı, su hükmünde olan esir maddesi üzerinde imiş;
esir maddesi yaratıldıktan sonra, Saniin ilk icatlarının tecellisine
merkez olmuştur. Yani esiri halk ettikten sonra, cevahir-i ferde
kalbetmiştir (İşarat-ül İ’caz)”. Bediüzzaman’ın bu konuyla alakalı
diğer açıklamalarını konumuzun sonunda tartışacağız.&lt;br&gt;&lt;br&gt; &lt;br&gt;&lt;b&gt;Evrendeki Birlik &lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;19.
yüzyıla kadar atomla ilgili bilgilerimiz oldukça sınırlı idi. Atom içi
dünyanın özellikleri ve Kuantum teorisi ile 20. yüzyıl, elektromanyetik
dalgalardan ibaret enerji ve ışınların yüzyılı oldu. &lt;br&gt;Kopernik ve
Newton gibi ilim adamlarının keşifleri karşısında pek çok insan
şaşkınlığa düşmüştü. Ama onların kullandıkları kavramları anlamak o
kadar zor olmuyordu. Halbuki, yeni olayları ve yüz yüze gelinen
doğruları anlatabilmek için artık yeni kavrayış ve düşünce tarzlarına
ihtiyaç hasıl olmuştur. Bu yeni anlayış rüzgârında felsefî, ruhî,
manevî orijinli düşüncelerin göze çarpması en dikkate değer nokta
olmaktadır. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Newton sonrasında evren yasaları genelleştirilmiş
ve bütün yaratılışı kapsamıştı. Madde, uzayda koordinatlarla
belirlenmiş, bir hız sınırı bulunan ve katı-sıvı-gaz gibi hallere
dönüşebilen bir bilardo topları yumağıydı. Her atom kendi sınırları
içinde, bir komşu atomla ilgiliydi ve hareket halinde bulunan
elektronları ortak olarak kullanmaktaydılar. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Kuantum fiziği,
atomaltı dünyaya inerek, oradaki gerçek durumu, içinde yaşadığımız
kâinatı oluşturan zerrelerin dünyasının bildiğimiz dünyadan çok farklı
olduğunu keşfetti. Bu bilime göre birbirinden ayrı ve farklı duran atom
parçacıkları, aslında birbiriyle alâkalı ve bağlı; bölünmez dinamik bir
bütünlük içinde bulunur. Birbirinden çok uzak şeyler sebep-sonuç
zinciri olmaksızın birbirine bağlıdır. Yüksek enerji fiziği
deneylerindeki gelişmeler gösterdi ki, parçacık dünyası dinamik bir
yapıya sahiptir. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Parçacıklar değişmez ve sabit değiller; pek
âlâ başka parçacıklara dönüşebilmektedir. Eski anlayışa göre maddenin
temeli sayılan atom ve atom altı tanecikler, birbirinden bağımsız &quot;sert
nesne” ve &quot;katı yapıtaşı” larıydılar. Materyalist düşünceye de temel
teşkil eden bu anlayış maddenin derinliklerine inilince temelden
değişikliğe uğramak zorunda kaldı. Çünkü maddenin en alt seviyelerine
indiğimizde karşımıza &quot;temel yapı taşları” değil, bütün parçaları
arasında var olan karmaşık ilişkiler dokusu çıkıyordu. Sonuçta, katı
birimler bir bir erimiş ortada &quot;sert nesneden” eser kalmamıştı. Bu
anlayış rüzgarı ile maddeci düşünce ve determinist anlayış büyük darbe
yemişti.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Yine Kuantum mekaniğinin bulgularına göre aslında
parçacık denen şey hareketten ibaret kalan bir şeydi. Parçacıklar
enerjiden oluşturulabildikleri gibi, tamamen enerjiye de
çevrilebilirlerdi. Böylece, içinde yaşadığımız dünyada &quot;temel
parçacık&quot;, &quot;maddi öz&quot; ya da &quot; yalıtılmış nesne&quot; gibi klâsik kavramlar
artık anlamsız hale geliyordu.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Evrenin birbirinden ayrı
yalıtılmış nesnelerden oluştuğu görüşü geçerliliğini kaybedince zaman
ile uzayın geleneksel anlamları ve bilinen sebep-sonuç ilişkisi gibi
kavramlar da rafa kaldırıldı.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Yeni fizikle birlikte sadece madde
ve parçacık anlayışı değil &quot;boşluk” kavramı yepyeni bir kimliğe
büründü. Bu yeni modern görüş &quot;boşluğu” adeta &quot;canlandırıyor” onu adeta
evrenin &quot;yaşama ortamı” ve &quot;hayatî nefes yada enerji” konumuna
yükseltiyordu.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;&quot;Yeni Çağın” bilim anlayışını oluşturan
teorilerin birisi &quot;İzafiyet teorisi&quot; idi. &quot;İzafiyet teoremi” bizim
idrak alanımızı aşan &quot;zaman” denen bir dördüncü boyutun varlığından söz
eder ve zaman ile uzayın, aslında birbirinden ayrılamayacağını ve bazen
de birbirlerine dönüştüklerini anlatır. Bu konuda ilk tartışma Einstein
ile başlamıştı. Sonraki yıllarda Kuantum teorisi ile İzafiyet teorisi
bir araya getirildi. Bu birleştirme sonucu atom-altı parçacıklar kuvvet
alanları ile açıklanmaya başlıyor, &quot;Boşluk” dediğimiz cisimlerin
çevresi de çok önemli bir dinamik değer olarak karşımıza çıkıyordu.
Boşluk, maddeyi meydana getiren parçacıklarla ayrışamaz bir kozmik ağın
bağlantılarıydı.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Kuantum dünyası gerçekten çok büyük bir düzen
içinde işleyen kainatın, ihtimaller üzerine inşa edildiğini, katı
olarak gözüken maddeler kendine ait hiçbir boyutu olmayan şeylerden
oluştuğunu söylüyordu. Bu ise dünyaya, ve tüm evrensel olaylara
bakışımızda farklılıklar getirmişti. Kuantum bize, içinde yaşadığımız
dünyayı birbirinden yalıtılmış çok küçük öğelere ayıramayacağımızı
gösteriyordu. Kuant olarak nitelendirilen enerji -- ışın, dalga,
tanecik -- ne varsa birbirinden ayrı ve bağımsız tanecikler değillerdi.
Birbiriyle bağlantılı olup, biri diğerine muhtaçtı. Sanki her bir
tanecik bir &quot;küll’ olup, bütüne açılıyordu. Bu açılış da vasıta ve
aracı mekanın dördüncü boyutu olan &quot;tüneller” öngörüldü. Buna &quot;Evrenin
üçüncü düzlemi” de denir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Kuantlar ölçeğinde her şey sanki birer
ada gibi birbirinden bağımsızdır ama, bu sayısız adaların alttan
okyanus tabanından birbirine kara bağlantıları mevcuttur. Böylece fert
(cüz), tüm olana (külle) bağlanır. Tüm parçalar aralarında
münasebetlerin devam ettiği bir doku ve örgü bütünlüğü vardır. Bir şey
her şeyle bağlı, bir şey neye muhtaçsa her şey de aynı şeye muhtaçtı.
Kuantum modeli, böylece küçük-büyük, basit-karmaşık, kozmik, atomik her
şey, karşılıklı birbirine muhtaç ve bir gerçeğin ayrılmaz birer parçası
halinde yeni bir evren modeli çıkardı. Yeni modelde &quot;boşluk” kavramı
eski klasik anlamını kaybediyor ve varlığın menşei ve faaliyet alanı
konumuna yükseliyordu. &lt;br&gt;&lt;br&gt;İzafiyet teorisi de Kuantum bulgularına
destek veriyordu. Madde, hareket ve boşluk birbirinden ayrı ve bağımsız
şeyler değildi. Birbirinden ayrılamaz bir bütününün unsurlarıydı.
Sadece madde ile boşluk değil, yük ile akım; elektrik ile manyetik alan
da bu bütünlüğe dahil olmuş ve birliğin çerçevesi ve boyutu evreni
içine alacak şekilde genişlemeye başlamıştı. Tüm hareketler izafi
olduğuna göre her türlü yük, bir akım olarak da idrak edilebilmektedir.
Nitekim elektrik alanı, aynı anda bir manyetik alan olabilmekte ve biri
diğerinin yerine geçebilmektedir. Bu yüzden her iki alan, tek bir
elektromanyetik alan halinde birleştirilmiştir. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Araştırmalar
derinleştikçe bu birlikteliğe yeni halkalar eklendi. Nihayet Kuantum
alanının evrenin en önemli öteki kuvvetiyle, yani yerçekimi kuvveti ile
bağlantısı ortaya çıkarıldı. Modern fizik, maddeleri Mach ilkesine
[3&amp;gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;&quot;Günümüzde kozmoloji dalında meydana gelen
gelişmeler, günlük kural ve şartların evrenin uzak bölgeleri olmadan
geçerli olamayacağını ve evrenin söz konusu uzak bölgelerinin ortadan
kalkması halinde uzay ve geometri hakkında sahip olduğumuz bütün
fikirlerin geçersiz olacağını hızla ortaya çıkarmışlardır. Günlük
tecrübelerimiz, en küçük detaylarına kadar evrenin büyük ölçekli
nitelikleri ile o kadar içli dışlıdır ki, onların ikisini
birbirlerinden ayrı olarak düşünmek bile imkansız bir hale
gelmiştir.”[4&amp;gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Kâinatın parçalara ayrılamaz bütünlüğü,
kozmozun birliği; birbirinden farklı ve zıt kuvvetlerin, enerji ve
maddi unsurların aslında tek bir yapının değişik fazları ve
dalgalanmaların ibaret ortaya çıkarılması gerçekten bu keşiflerin en
büyük zaferi idi. Bu keşiflerin arkasında görünen bir gerçek de bu akıl
almaz birliği tesis eden ve bozulmadan devamını sağlayan bir &quot;Yaratıcı”
nın varlığının bilim aynasında açıkça görünmesiydi. Kuran ve tüm semavi
kitapların temeli olan tevhid inancı; Allahın varlığı ve birliği,
kainat kitabının da en açık ve en temel gerçeği olarak karşımıza
çıkmıştı. En küçüklerin dünyasından en büyüklerin dünyasına kadar her
şeyin birbiriyle bağıntısı; kozmozdan kuantuma evrenin yekpare yapısı
ile gündeme gelen başka bir konu daha vardı: Bu bütünlüğün sağlandığı
ve her şeyi birbirine bağlayan bir destek ortamının varlığı. &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;Kuantum Alanı&lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Yüzyıllardır
süren &quot;madde atomlardan mı, yoksa bazı temel sürekliliklerden mi
oluşur?&quot; tartışması, modern fiziğin geliştirdiği &quot;Kuantum alanı”
kavramı ile hiç beklenmedik biçimde cevap bulmuştu. Çünkü &quot;alan”,
uzayın her yerinde mevcut olan &quot;sürekli” bir yapıydı. Boş zannedilen
alanın, parçacık yönü ile, &quot;sürekli olmayan”, yani &quot;taneciksel” bir
yapı ortaya koyabildiği görüldü. Çünkü bildiğimiz elektromanyetik bir
alan, &quot;serbest alan” olarak belirebilir (hareket eden dalga -
fotonlar). Ya da yüklü parçacıklar arasındaki kuvvet alanı olarak
ortaya çıkabilir. &lt;br&gt;&lt;br&gt;İkinci durumda, kuvvet, etkileşen
parçacıklar arasında gerçekleşen bir &quot;foton alış-verişi” şeklinde
kendini göstermektedir. İki elektron arasında bildiğimiz elektriksel
itme ise yine söz konusu foton alış-verişi nedeniyledir. Bu ilginç
gelişme ve keşifler &quot;boşluktan” &quot;nesnel yada ışınsal varlıkların”
doğması anlamına geliyor; alan dediğimiz cisimlerin çevresini varlığın
menşei ve yeşerme ortamı ve hatta faaliyet alanı konumuna yükseltiyordu.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Kuantum
elektrodinamiğinin en can alıcı özelliği iki değişik ve zıt kavramı
birleştirmiş olmasında gizlidir. Çünkü elektromanyetik alan kavramı ile
elektromanyetik dalgaların tane-parça belirişleri olan foton kavramını
birleştirebilmiştir. Fotonlar aynı zamanda birer elektromanyetik dalga
oldukları ve bu dalgalar da &quot;titreşen alanlardan” meydana geldikleri
için, fotonlar, aynı zamanda birer elektromanyetik alanın belirişi
halindedirler. İşte &quot;Kuantum alanı” diye ortaya çıkan yeni kavram,
kuant ya da foton denilen biçim alabilen bir alanın meydana gelmesidir.
Bunun anlamı, bütün atom-altı parçacıkları ve onların etkileşimleri,
farklı bir &quot;alan”a denk düşmesi ve alandan meydana gelmesidir. &lt;br&gt;&lt;br&gt;İşte
parçacık dediğimiz sert ve katı madde ya da cismi meydana getiren şey,
bu boş dediğimiz alanın bölgesel yoğunlaşmalarından ibaret kalmaktadır.
Yani gelip, giden ve bu arada da özgün karakterlerini yitiren ve ait
oldukları alanda kaybolan enerji yoğunlaşmaları halindedirler. Var
bildiğimiz ne varsa her şey bu ortamda hiç durulmayan bir hareketle ve
büyük bir enerji titreşimi yada zikri halinde var olmakta ve aynı anda
da yok olmaktadır. Diğer bir ifade ile nesneler &quot;boşlukların” geçici
birer belirişleri gibidir. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Böylece boşluk da fizik ötesi ya da
yarı-fiziki yapısı ile varlıklar içerisinde yerini alıyor, &quot;boş”
olmaktan kurtuluyordu. Bu demektir ki, Kuantum alanı &quot;boş” bir boşluk”
değil uzayın belirli bir yerinde var olan sürekli bir &quot;aracı” (ya da
aktarıcı) rolüne sahipti. Biçimsiz ve şekilsiz olan kuantum alanı bütün
biçimlerin tarlası ve ya da hamurunu teşkil ediyordu. Sahanın
uzmanları, evren onunla &quot;canlı” kalır, hatta evrenin &quot;hayatî nefes” ya
da &quot;hayati enerji” sidir diyerek bu alanın olağanüstü önemine dikkat
çekiyorlardı. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Walter Thirring modern fizik dalında geliştirmiş olduğu alan kavramında şunları söylemektedir:&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;&quot;Modern
teorik fizik, maddenin özü hakkındaki görüşlerimiz, farklı bir duruma
getirmiştir. Böylece dikkatimizi görünen varlıklardan (yani,
parçacıklardan) temel bir varlığa, yani alana çevirmemize sebep
olmuştur. Buna göre, maddenin var olması, yalnızca mükemmel olan
durumda meydana gelen bir bozulmanın bir neticesidir. Neredeyse küçük
bir &quot;leke” oluşmuştur demek geliyor içimden. Tabi buna bağlı olarak da
temel parçacıklar arasında oluşan kuvvetleri açıklayan basit yasalar
var olamayacaklardır. Yani düzen ve simetriyi, temel ve genel &quot;alan” da
aramalıyız.[5&amp;gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;Albert Einstein&apos;ın dediği gibi:&lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;&quot;Bundan
dolayı maddeyi, alanın aşırı derecede yoğunlaştığı uzay bölgelerinden
oluşan bir şey olarak algılayabiliriz. Söz konusu yeni fizik
anlayışında hem alana ve hem de maddeye ayrı ayrı yer yoktur. Çünkü
burada &quot;alan” tek gerçekliktir.”&lt;/b&gt;[6&amp;gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;Kuantum Alanı ve Esir&lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Kuantum
alanı, varlıkların faaliyet alanı ve ilişki ağları ortamı ise ortamdaki
etkileşmeler ne şekilde cereyan etmektedir? Kuantum alanı kavramına
göre tüm uzay kararlı bir dalga bütünü ve birliği olup bu etkileşmeler
&quot;dalgalar” şeklinde olmaktadır. Bu anlayış bize &quot;Sema, emvacı karardade
(kararlı dalga) olmuş bir denizdir” sözüyle semayı (feza, uzay-zaman)
dalgaları kararlı haldeki bir denize benzeten Peygamber sözünü
hatırlatmaktadır.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Konunun başında da ifade ettiğimiz gibi
Kozmozdaki sırları onun Yaratıcısı adına ele alan Bediüzzaman &quot;Esir”
ile ilgili hayli ilginç yaklaşım ve açıklamalarda bulunmaktadır. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bediüzzaman, esiri &lt;b&gt;&quot;Ecram-ı
ulviyenin cazibe ve dafia gibi kanunlarının rabıtası ve ziya ve hararet
ve elektrik gibi maddelerdeki kuvvetlerin naşiri ve nakili, o fezayı
dolduran bir madde” olarak ifade etmekte; onu &quot;en ziyade mekana
dağılmış hadsiz kesretli bir maddi madde”&lt;/b&gt; olarak değerlendirmektedir. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bediüzzaman’ın,
fezanın ‘esir’ ile dolu olduğunu ifade ettikten sonra &quot;meyveler
ağacını; çiçekler çimenlerini; sümbüller tarlalarını; balıklar denizini
bilbedeha gösterdiği gibi; şu yıldızlar dahi, bizzarure; menşe’lerini,
tarlasını, denizini, çimengahını vücudun, aklın gözüne
sokuyorlar.”(Sözler, 569) ifadeleriyle de esirin varlıkların hem
teşekkül hem de faaliyet alanı olduğunu belirtmektedir. Devamla, ulvi
alemde, yani fizik ötesi kanunlara göre çalışan metafizik alemlerin
muhtelif tabakalara ayrıldığını her birinin kendine has kanunlarını
bulunduğunu böylece yedi farklı uzay-mekanın farklı işleyiş
mekanizmaları olduğunu bahsettikten sonra &quot;esir”in tüm bu alemlerin
ortamı ve alanı olduğuna dikkat çeker. &quot;Madem Alem-i Ulvide muhtelif
teşkilat var, muhtelif vaziyetlerde görünüyor. Öyle ise, o ahkamların
menşe’leri olan semavat, muhteliftir. İnsanda, cisimden başka nasıl
akıl, kalb, ruh, hayal, hafızı gibi manevi vücudlar var... Elbette,
insan-ı ekber olan alemde ve şu insan meyvesinin şeceresi olan
kainatta, alem-i cismaniyattan başka alemler var. Hem alem-i arzdan, ta
Cennet alemine kadar her bir alemin birer seması vardır.” &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Esirin
her bir alemin dokusunu teşkil etmesiyle ve 7 alemin ayrı ayrı hüküm
kaidelerine göre yapılanmaya maruz kaldığını şu ifadelerle
belirtiliyor: &quot;Esir kalmakla beraber sair maddeler gibi muhtelif
teşekkülata ve ayrı ayrı suretlerde bulunduğu tecrübeten sabittir. Evet
nasıl ki: Buhar, su, buz, gibi havai, mayi, camid üç nevi eşya, aynı
maddeden oluyor. Öyle de: Madde-i Esiriyyeden dahi yedi nevi tabakat
olmasına hiçbir mani-i akli olmadığı gibi, hiçbir itiraza medar
olamaz.” (Lemalar, 67) &lt;br&gt;&lt;br&gt;Evrenin sırlarını Kuranın ışığında
keşfeden Bediüzzaman’ın ifadelerinde bu boşluğun sadece varlığın
beliriş ortamı ve faaliyet alanı ile sınırlı kalmadığı onun &quot;Nakillik
ve infial hassasıyla ve vazifesiyle teçhiz” edildiği, ilahi arşlardan
biri olduğunu anlamaktayız. Elbette ki esir ortamındaki faaliyetler, su
ve toprak arşlarındakinden farklı olacaktır. Çünkü esir, Cenab-ı Hakkın
&quot;en nazenin bir hulle-i icraatı” dır. Bu yüzden, tartıya ve ölçüye
girmeyenlerin, ruhani ve manevi varlıkların da yaşama ortamı ve
faaliyet alanı olduğunu düşünebiliriz. Diğer taraftan, hava unsurunun
manevi cephesi olan esir &quot;bir hüve olarak alem-i misal ve alem-i manaya
bir anahtar” olmaktadır. Bu sebeple &quot;mevcudata nazaran akıcı bir su
gibi, mevcudatın aralarına nüfuz etmiş bir madde” olarak esir, madde
alemini mana alemlerine bağlayan, hem bu aleme hem de öbür alemlere
benzeyen ikisinin arasında bir yapıya sahip olacaktır.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bediüzzaman’ın
da dikkat çektiği gibi &quot;ruha yakın” bir yapıda ve &quot;vücudun en zayıf
mertebesi” olan &quot;esir”i anlaşılır kılmak kolay bir mesele değildir.
Esir, ışınlarla, manyetik ve nükleer kuvvetlerle ve çekim ile fiziki ve
kimyevi herhangi bir etkileşime girmiyorsa spektroskopik cihazların
ölçüm alanının dışında kalıyorsa, somut ve ayrıntılı neticelere
ulaşılamayacaktır. Enerjinin bile hala birçok çeşidi bize meçhul
durumda iken ışıktan da öte metafizik unsurları kolayca anlaşılır hale
getirmek mümkün değildi. Önümüzde evrenin hala bilmediğimiz nice
kanunları ve çözülmesi gereken sayısız sırları sırada keşif bekliyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;&quot;Kuantum
alanın” ortaya koyduğu görevler ve icrasına vesile olduğu faaliyetler,
bu alanın &quot;esir ortamına” tekabül edip etmediği sorusunu gündeme
getirmiştir. Dikkatlerin üzerinde toplandığı nokta ise, bu alanla
gelişen anlam derinliğinin öteden beri var olan esir ortamı anlayışına
paralellik arz etmesidir. Bilimin özellikle yeni fiziğin gittikçe madde
ötesi unsurları gündemine sokması ve türlü türlü ince teknolojilerle
bilinmeyenlerin sırları üzerindeki yoğun çabaları neticesinde gelecekte
&quot;kuantum alanı-esir” ilişkisi konusunda daha açık bir anlayışa
ulaşabileceğimizi söyleyebiliriz.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;Kaynaklar: &lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;1 E. Whittaker’in alıntısı, A. History of the Theories of Aether an Electricity, Nelson, London, 1951; 194.&lt;br&gt;2 O. Lodge, &quot;The ether and its functions”, Nature, XXVII, 1883; 304 (Not geniş tartışmalar için bkn: &lt;br&gt;3 Mach ilkesi: cismin evrende kendi başına sabit bir kütlesi yoktur ve kütle iki cisim arasındaki ilişkiye bağlıdır.&lt;br&gt;4 F. Hoyle, Frontiers of Astronomy, s.304&lt;br&gt;5 W. Thirring, &quot;Urbausteine der Materie”, Almanach der Österrichischen Akademie der Wissenschaften, cilt 118 (1968), s.160.&lt;br&gt;6 M. Capek The Philosophical Impact of Contemporary Physics, s.319&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt; &lt;br&gt;&lt;/div&gt;
 &lt;br&gt;
 &lt;font color=&quot;#999999&quot;&gt;Okunma Sayısı : 2763 &lt;/font&gt;&lt;br&gt;
 &lt;div align=&quot;right&quot;&gt;&lt;i&gt;
 &lt;a href=&quot;http://www.sorularlarisale.com/subpage.php?s=author_detailes&amp;amp;id=15&quot; title=&quot;Yazar hakkında bilgi almak ve diğer yazılarını görmek için tıklayın.&quot;&gt;Osman ÇAKMAK (Prof. Dr.)&lt;/a&gt;
 &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;






&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-6039442777728366&quot;;
/* anasayfa */
google_ad_slot = &quot;8122463628&quot;;
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//--&gt;
&lt;/script&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;
src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot;&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-6039442777728366&quot;;
/* anasayfa */
google_ad_slot = &quot;8122463628&quot;;
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//--&gt;
&lt;/script&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;
src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot;&gt;
&lt;/script&gt;





&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;&lt;!--
google_ad_client = &quot;pub-6039442777728366&quot;;
/* 728x15, oluşturulma 06.09.2010 */
google_ad_slot = &quot;1029451842&quot;;
google_ad_width = 728;
google_ad_height = 15;
//--&gt;
&lt;/script&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;
src=&quot;http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js&quot;&gt;
&lt;/script&gt;</content:encoded>
			<link>https://lemean.at.ua/news/2009-07-22-2</link>
			<dc:creator>sabri</dc:creator>
			<guid>https://lemean.at.ua/news/2009-07-22-2</guid>
			<pubDate>Wed, 22 Jul 2009 11:26:21 GMT</pubDate>
		</item>
	</channel>
</rss>